![]() |
|
Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri - Printable Version +- Bizde Forum (https://bizdeforum.com) +-- Forum: DiNiMiZ iSLAM (https://bizdeforum.com/forumdisplay.php?fid=653) +--- Forum: iSLAMi BiLGiLER (https://bizdeforum.com/forumdisplay.php?fid=187) +---- Forum: Dini Genel Bilgiler (https://bizdeforum.com/forumdisplay.php?fid=204) +---- Thread: Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri (/showthread.php?tid=3317) |
Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri - Hamdullah - 09-08-2018 Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri Selem ağaçlarını mı, ordaki dostları mı andın ki birden Gözbebeğin kanlandı, gözyaşın aktı kırmızı kırmızı Yoksa bir yel mi esti Kâzime yönünden; Yoksa Eden Dağı’nın üstünde, kapkaranlık gecede Şimşek mi çaktı? Gözlerine ne oldu ki, “dur ağlama” desen çoşar ırmak olur; Ya kalbine ne dersin, “yetiş huzur” dedikçe artar acısı gamı Aşk gizli kalır mı kimseden, niçin aldatır kendini insan? Gönül yanıp dururken, gözden akarken çeşme gibi gözyaşı Aşk olmasaydı döker miydin gözyaşını böyle taze toprağa? Gözün uykudan kaçar mıydı, andığında Ban Ağacını, Alem Dağını Âşık inkar etse ne çıkar, gerçek şahitler var: Yaşa batık gözler, sararmış yüz, zayıf ten ve göz çukurları. Aşktan değil de neden bu peki, bir yanağında kırmızı gül; Bir yanağında sarı gül döküntüsü, izi; Kızılırmak, Yeşilırmak yatağı Evet, yârin hayali gelip beni birden uyandırdı; Sevgi, zaten gelir gamlarla, mahveder vücut hazlarını Aşkım sebebiyle bana dil uzatan, utanır mıydın ki bilseydin, Yanık aşklarıyla meşhur Özr oymağı gençlerinden daha mazurum, beterim hakçası. Gizlenir gibi değil ki bu sır, işte sen de öğrendin; Şimdi, de diyeceğini, kat by derde bir dert de sen Zaten yok sonu yok başı Öğüdünü esirgemedin sağol benden ama; Tutamadım onları, çünkü tutuktur zaten sevenin kulakları Yaşlı adama, ağarmış saça, utanmadan; “yalan söylüyorsun” dedim Nasıl inkâr, itham edilebilir oysa, ağaran saçın beyazlığı? Günaha batık nefs, öğüt mü dinler! Kendi karanlığına gömülmüş ak saç, nasıl ışıtsın bu karanlığı? Güzel fiillerle bir şölen hazırlayamadı nefsim; Misafirse sessiz, ihtişamsız apak çıkageldi, karşılayan bile olmadı Bilseydim ki, yok bende bir karşılama gücü bile, Siyaha boyadığım bir panonun ardına saklardım kendimi ve bu sırrı Kim çeker benim nefsimi bu hoyratlık alanından? Çılgın atları zaptedip dört döndüren süvariler gibi tıpkı Günah işleye işleye günahı bitireyim dersin belki içinden Boş hayal! Yemek vücudu arttırır, günah da günahı. Nefs memedeki çocuktur, vaktinde kesmezsen sütten, Koca adam olur da, hâlâ emzik ister, arar sütü mamayı Nefsine sen hâkim ol! O olmasın sana hâkim; Çünkü nefs neye hâkim olursa, onu ya öldürür, ya soldurur hâsılı Nefs sürüsü bırakırsan yayılır her yöne; görmeli gözetmeli; Otu çok tatlı gelen yaylalara yaymazlar koyunları Nefsin tattırdığı hazzın çoğu semm-i katildir; Ağuyu altun tasta bal içre sunarlar, bunlar onun suç ortağı Açlığın ve tokluğun hilelerinden koru kendini,, Evet açlığın da Çok açlık, tokluktan da zararlı Gözünden yaşlar boşalt ki, ne haramlar doldurmuştun vaktiyle Ve sığın tövbe gölgelerine, odur en serin hurma altı Şeytana ve nefsine uyma! Baş kaldır, isyan et! En akla yakınmış gibi gelen sözlerini bile dinleme, deş ve bul püf noktalarını Bazan hasım kılığındadır, bazan hısım, bazan hakem, Düpedüz hilekârdırlar, ne hakemi, ne hasımı, ne hısımı! Allah’ım sen affet bizi! Bizzat söyleyip te tutamadığımız sözlerden Ki andırır kısırların nesliyle öğünmesini tıpkı. Sana “yap!” dedim ama ben yapmadım onu; Sana “yol işte bu yoldur” dedim ama nefs, beni o yola bırakmadı Üstüme borç olan namazı kıldım, orucu tuttum; ama o kadar Ölüm, evet ölüm göz önündeyken bir parçacık arttırmadım onları Kendime zulmettim, ihmal ettim geceleri ihya sünnetini Can verdi gecelere namazla O, öyle ki, şişerdi ayakları Boş midesinin üstüne taş kor, derisini büzüp düğümler, Çekilen karnına kuşak bağlardı; yine azalmazdı açlığa sabrı. Altundan ulu dağlar nefsine sundular da kendilerini, Reddetti O, gösterdi onlara gerçek ululuğu ve gerçek altını. Zühd ve takvasını arttırdı, eksiltmedi o dağlarca zarûret Ne denli olsa da yok edemez ihtiyaç, insandaki temizliği, pırıltıyı. Dünya ne oluyor ki, O ona muhtaç olsun Dünya O’na muhtaç ki, onun için değil midir varoluşu, yokluktan çıkışı? Bu dünyanın ve öte dünyanın, göze görünür- görünmez yaratıkların, Acemin, Arabın, bölük bölük bütün insanlığın Hz. Muhammed’dir başı Bir eşi yoktur O’nun emir ve nehiy peygamberliğinde; “Evet” i tam evetti, “hayır” ı tam hayırdı. Her yönden hücum eden korkunun türlüsünden Ancak O Sevgili kurtarabilir bizi, O’nun merhameti, O’nun şefaati. Kim döndüyse sesine, koşup yapıştıysa O’nun eteğine, Yapışmış oldu kopmaz bir ipe, hiç kopmaz ve tam kurtarıcı. İçiyle ve dışıyla, ahlak ve yaradılışta üstündür, öbür peygamberlerden bile; Hiçbirinin ilmi, keremi O’nu geçemedi, O’nunkine ulaşamadı Ve hepsi umar ve bekler, Allah’ın Resûlundan; Denizinden bir avuç su; Yağmurundan bir damla su yollamasını Dururlar huzurunda hepsi yerli yerinde Kimi ilminden bir nokta, Hikmetinden bir hareke bir kısmı Peygamber ruhu alıp peygamber vücudunu, mükemmel peygamber olunca, O’nu Sevgili edindi seve seve insan yaratan, insan ören Rabbi Üstünlüğünde eşit ve ortak yoktu O’na kimse; Güzelliğiyse parçalanmaz bölünmez bir bütündü, ne çıkacak, ne eklenecek bir şey vardı. Hristiyanların kendilerine gelen Resûl için dediklerini dememek şartıyla, Öğ öğebildiğin kadar Yücelt yüceltebildiğince O Hakk Kahramanını Korkmadan istediğin ölçüde şerefi bağla O’na; İstediğin ölçüde O’nun değerlilik hakkını tanı Erginliğine yok son ki, orada durup, Dil, cesaretini bulsun, O’nu anlatmayı Mucizeleri bile gerçeğinin yanında sönük kalır; Yoksa ismi anılınca çürüyen kemikler bile canlanıp ayağa kalkmalıydı Aklın yetişmeyeceği tekliflerle etmedi bizi imtihan; Bizi sevdiğinden elbet Biz de hemen inandık O’na En ufak şüphe bize yaklaşmadı O’nun gerçeğine ermekte cümle âlem âciz kaldı; Uzak âciz kaldı, yakın âciz kaldı, acz çepçevre sardı dört yanı Güneş küçük sanılır uzaktan bakılınca; Göz dayanmaz amma, çıplak gözle bakıldı mı İnsan nasıl bu yerde anlar O’nun gerçeğini, Ki rüyada görsen O’nu, sana yeter ömür boyu Bu mutluluk ve O’nun nurdan bakışları İnsanlığın bilip bileceği şu, bilgilerinin sonu şudur ancak; O insandır ve yaratılmışların en iyisi, en güzeli, en hayırlısı Ve Peygamberlerin halka gösterdiği mucizeler, O’ndandı, O’nun nurundandı, O’nun habercisi, O’nun öncü ışıklarıydı Çünkü O erdemlik güneşi, öbür peygamberlerse yıldızlardır, O yıldızlar ki; Güneşten aldıklarıyla aydınlatırlar karanlıkları Gel gör ki, Rabbim O’na neler verdi, nasıl süsledi O’nu Ahlâkını güzellikle sardı, müjdeyle, güler yüzlülükle benek benek noktaladı Latifliği bir çiçek, dolunay şeref ve değeri Cömertliği bir deniz, yardımı zamandır tıpkı Tek başına bir yerde, O’nu görsen, heybetinden Sanırsın arkasında asker, asker,asker bir ordu gizli, bir ordu saklı O’nun tebessümünden ve konuşmasındandır sanki; Sedefte saklı inci, İnciler hep sedefte saklı O’nun toprağının kokusundan daha güzel var mı koku? Ne mutlu o kişiye ki koklamış, öpmüş ola o toprağı! Doğuşu açıklar bize her yönden her açıdan O’nu Başlangıcı da iyi O’nun, sonu da Hoştur doğuşu ve batışı O doğum günü ki, iyi farkına vardı İran, indiğinin Kendisi için korku, kendisi için ceza, kendisine cehennem âzabı Göçtü, darmadağın oldu Kisra’nın saray duvarları o gece Devleti de, bu duvardan başlayarak yarıldı, çatladı ve dağıldı Son nefesini verdi, korkudan mecûsi meş’alesi Ve Yahudi nehri, bilinmeyen bir yere alıp gitti, Dert yuvası başını Ve sapık Save halkı, her günkü gibi Su aldıkları göle gittiklerinde; Bu da nesi? Kurumuş kül olmuş! Döndüler elleri boş, Kızgın kudurmuş ve çatlamış dudakları Sanki doğmuştu ateşte su,suda ateş duygusu! Tabiat, o gün yoldan çıkmışları, tabiatından çıkararak karşıladı Sanki, çarpıkların ateşi sıkıldı terledi de sulanıp söndü üzüntüden; Sularıysa hüzünlerinden ateş gibi kızdı, buharlaştı Cinler çığlık atarlar, Nurlar, saçarlarken havaî fişeklerini Hak böyle tantanayla çıkıyordu ortaya, Hakk’ın sesi ve ihtişâmı Kör oldular, sağır oldular, felç oldular, muştuları duymadılar, Haberleri almadılar; görmediler korkutuş yıldırımlarını “Bundan sonra o eğri dinimiz belini doğrultup ayağa kalkamaz” Dediler, haberini verdiler kâhinleri, ozanları Gökte yıldızların aktığı görülürdü Ve aynı anda yerde putların devrildiği, yıkıldığı Ve vahy yolundan çekilip gitti bozgun Şeytanların şahı; bozgun askeri yerinde kala kaldı Nasıl ki, Ebrehe’nin ordusu dağılmıştı; İki avuçtan atılanla bir ordu kör olmuş, yere saplanmıştı Allah dedikten sonra o taşların atılışı Rabbine yalvarır yalvarmaz balığın karnından atılanın çıkışını andırmıştı Yemin ederim ikiye bölünen aya, O’nun kalbiyle ilgili ayaAnd içerim aya karşı! Ve o hayrı, keremi içine alan mağaraya And içerim ki, Kafirlerin gözleri içerdeki Işıktan kör oldu bakamadı And içerim ki, Muhbir-i Sadık mağaradaydı ve Sıddık mağaradaydı Görmediler ve sandılar ki, orda, kimsecikler yoktu ve olamazdı Ne bilsinler ki, örümcek O’nun için örmüş ağını Güvercin, O’nun için yuva yapmış, yumurta bırakmış uçup durmaktaydı Allah isterse bir güvercin, bir örümcek ağıyla da korur, Kat kat zırhı ve yüksek kaleleri aratmaz, onlardan müstağni kılar insanı Ve bir örnek daha: Çağırınca Peygamber, Ağaçlar geldi, eğildi huzurunda; Dallarıyla, kökleriyle yürüdüler; Çünkü yok ayakları Çizgiler çekerek yol ortasına, yazılar yazarak Güzel yazılar yazarak; dalları budakları. O bulut gibi ki, O nereye giderse üstünde o da oraya gider, O’na, gün ortasında yakan güneşe karşı gölge yapardı Dünyanın sıkıntısı binince boğazıma Hemen sarılır, sığınırım O’na O hemen kurtarır bu zavallıyı İki dünyaya ait hiçbir şey yok ki, o hayır saçan elden İstemiş olayım da almamış olayım, olmadı Aklın ermeyince hemen inkâra kalkma rüya vahiylerini; Belki gözleri uyurdu O’nun ama, kalbi uyumazdı Nübüvvetiyle O gerçeğin doruğuna çıkmıştı Nasıl inkâr olunabilir erginlerin rüya durumları Allah’ın alanı bu. Ne vahiy çalışmakla olur Ve ne de bir suçtur Peygamberin gâibi çizip anlatışı Bir dokunmakla nice hastayı iyi etti eli Nice çılgınlık zincirini kırıp mahkûmlarını kurtardı Kara kıtlık yılları oldu, O’nun duasıyla canlı ve ak Sanki gecenin oratasında ansızın bir dolunay çıktı Bulut akıttı durdu suyu öylesine ki, o kurak vâdilerde; Oldu her sel bir arim seli, her ırmak bir deniz ırmağı Bırak konuşayım, anlatayım o mûcizeleri: Geceleri dağlarda yakılan şölen ateşleri gibidir âşikârlıkları İnciyi işlersen değerlenir şüphesiz; Ama işlemesen de inci incidir; incilikte farksızdır işlenmişi, hamı Ama nasıl uzanabilir hayali övüşün o yüceliklere Ki orda hüküm sürer o davranış ve ahlâkın hârikalar mantığı Biri Kur’an Âyetleri: Haktır, Allah’tan gelmedir, Ezelî ve ebedîdir, sonradandır, fakat yoktur öncesi başı Zamanla kayıtlı değil getirdiği kutsal haber Son saatten, Addan, İremden haber. Odur mutlak haberlerin saltanatı Devam edip gidiyor O’nun hükmü. Üstündür Öbür peygamber mûcizelerine ki, tesirleri ve hükümleri ebedî olmadı Öyle muhkemdir ki, hamlede yıkar inkârı ve şüpheyi Tartışma kabul etmez; hâkime hakeme yok ihtiyacı Kimse karşı çıkamadı O’na. Yeltenmediler değil ama. Düşmanı, en düşmanı bile O’na sığınmakta buldu var olmayı Belâgatı, düşmanının davasını uzaklara fırlatır: Kötü niyetlinin elini hareminden ırakta tutmaktır zaten yiğide yaraşanı Kemmiyette anlamlar deniz dalgalarından büyük; Keyfiyetse, güzellikte ve değerde cevahirden üstün ve san’atlı Madem okuyunca gözün, gönlün nur doldu, aydınlandı; Zafer buldun her vakit. Öyleyse bu sağlam ipe iyi yapış, sarıl sıkı Okuyuşun, korkusundansa alev alev yanan cehennem ateşinin İtfaiyesi budur yalnız ateşin: Yanık yürekle çağırmaktır tek şartı Sanki O şöyle bir pınar: Yüzü simsiyah olan Gelip bir yıkanmakla bembeyaz olur; budur nur pınarı Ve O, adalette sırat gibi kıldan ince; hak ve eşitlikte de, Hassas ve ayarlı mizan gibi, insanlar ve kâinatlar arası Bakma bilmezlikten gelişlerine, inkarlarına yüreği karaların Onlar öyle bilir, öyle anlarlar ki. Ama ya kıskançlıkları? Eh! Öyleyse kalksın ağrıyan göz inkâr etsin, göremiyor ya, Güneşi, gün ışığını; yaralı ağız da, alamadığından suyu, suyun lezzetini, tadını Çölde hızlı hızlı giden yoksullar; develeri İz bırakarak giden dilek sahipleri görürsün. Yön tektir; O Hayr kaynağının evi alanı Sen ey, anlayanlar için, bizzat varoluşunla ne büyük işaret ve mûcize, Nimetin kadrini bilenler için ne büyük nimetsin, ne büyük Hakk armağanı Ne hesabı mümkün, ne kitabı harikalarının Ve yine de usanmaz insan bir bir anmaktan onları Kalktın bir gece, kutsal bir yerden kutsal bir yere gittin, Kapkaranlık gecelerde dolunay nasıl ilerlerse Alımlı alımlı Çıktın, boyuna çıktın Yükseldin Kâbe Kavseyne kadar, Ki, daha önce ne kimse çıkmıştı oralara, Ne de hayal ve ümit etmişti; bırak çıkmayı Seni öne geçirdi her yerde peygamberler, resuller, Seni öne geçirip arkada durdular kendileri, hizmet geleneği icabı Delip yedi kat göğü geçip gittin Sen o üstün insanlarla alay alay; Başlarında Sendin, başlarında sallanan sancak Senin sancağındı Öyle çıktın, yükseldin ki, yarışanlar kaldı yarı yolda; Yakınlıkta ilerisi, daha ötesi kalmadı Bütün makamlar geride kaldı Makamından Çağrıldığın o an, Tektin artık nasıl tekse; gök ve kale sancakları. Devşirmek için yemişlerini gözlerden saklı Bir buluşmanın ve gizliden gizli sırrı Topladın öğülesi gök çiçekleri, üstünlükleri tek başına; Aştın bütün menzilleri yalnız, ıssız kalabalıksız, hızlı hızlı Tayin edildiğin iş nice ulu; İdrakse ne kutlu sana mahsus nimetler alanını Günler geçer, geceler geçerdi; gün ne, gece ne bilmezlerdi Ancak haram ayı geceleri yaparlardı uyku bayramı Yüzen atlar denizinin üstünden akar asker denizi, Atlar dalga dalga deniz ileri, çoşkun kahramanları Onlar ki, koşar Allah’a doğru, yaşar Allah için; Mahveder, kökünden söküp atar küfrü, şimşekten kılıçları Ne mutlu sana bana Ulu İslam Milleti, şuurların örgüsü; Bize Yaratan verdi o sağlam, o yıkılmaz yapıyı Allah, bizi kendisine çağıranı, çağırınca kendisine, O Peygamberlerin oldu, bizse ümmetlerin başı Bir arslanın nasıl ürkerse koyunlar sesinden, heybetinden, Öyle perişan etti. O’nun çıkış haberi, inkar yobazlarını Peygamber terketmedi savaş alanını; düşman, Çevrilinceye dek göğdelere, kasap çengellerine asılı Düşmanların gözü hep kaçışta olurdu savaşlarda; Kol ve bacakları kıskanırlardı, kargaların kapıp kaçtığı Onlarla kurtuldu yalnızlıktan İslam Milleti, Dini; Sanki yadellerden döndü, yurdunu buldu, sıla yaptı Allah, ordusuyla koruyacak, varlık var oldukça O’nu; O, dul ve yetim, babasız ve sahipsiz olmadı Her biri bir dağdır savaşta, onlara çarpan, onlarla çarpışanlara “Savaş meydanında ne gördün?” diye sor, düşmanlarına sor onları Bedire sor, Huneyne sor, Uhuda sor Sor bütün savaş alanlarına; Kesin sonuç alışta, zaferde onlar mı üstündü, yoksa kendi işinde veba mı? Kıpkırmızı çıkaranlardır kapkara vücutlara sokup Yıldırımdan da çabuk, bunlar ak çelik kılıçları Onlar sanki kâtip, süngüler de kalemleriydi Ve vücutlarda bir tek harfi bile noktasız bırakmazlardı Silahla donanmışlardır ve yüzlerinden tanınırlar Seçilirken ilk bakışta nasıl hemen seçilirse ağaçlar içinde gül ağacı Her biri silahları içinde saksı içindeki gonca gibi; Zafer rüzgarları sana armağan eder kokularını. Dağlarda fışkıran çamlar gibi birden zuhur ederler atlar üstünde; Kolanların ilmeklerin sıkılığı değil dimdik tutan onları, yüreklerin, bileklerin sağlamlığı Kalpleri, dudakları uçukladı korkudan düşmanların Ayıramaz oldular kahramanı koyundan, kardan karanlığı, kargadan kartalı Onlara bir ormanda rastlayan aslan bile uslanırdı, Çünkü beraberlerindeydi Peygamberin zaferi ve duası Yok dostundan tek kişi yardımını görmesin, Düşmanından tek kişi yemesin tokadını Dinin kanatlarını gerdi ümmet üstüne; Gözlerden saklar orman aslan yuvalarını Ne felsefe, ne mantık durup dayanabildi, Kur’an’ın karşısında. Fikir gecelerini ışıttı aydınlığı Yeter sana peygamber mucizesi, okumamışken bilgisi; O “cahiliyet” çağında, öksüzlük de üste, terbiye ve ahlâkı O’nu öğer öğerim, yorulmam ve usanmam. Affa sebep umarım; Şairlikle, devlet memurluğuyla geçen ömrün bütün suçlarını Boyna bir boyunduruk bunlar: Korkulu son hazırlar. Sürüklediler beni; sanki ben kurbanlık bir deve, onlar ipi halkası Ah! Çocukluk etmişim; harcamışım kendimi bir ömür boyu: Bir ömür boyu, toplamış, devşirmişim suç ve pişmanlıkları Bir de düşün nefsimin ticaret zararını, Bir an duraklamadan din satıp alan dünyayı Ismarlama yerine hazır eşya düşkünü; Parayı peşin alıp yiyen, malı boyuna borçlanan imalatçı Gerçi günah işliyorum ama dönmüş değilim O’na verdiğim sözden, Kopar cinsinden değil gönlümün bağı Söz vermiştir kurtaracaktır, adıyla çağrılanı Ve beni O’nun adıyla çağırırlar Ve insanlık içinde kim olabilir, O’ndan çok sözünde duranı Yarın hesap gününde tutmazsa O elimden: Sen benim için de: Vay sana! Hey sonsuz kayan adam, uçurumlar kurbanı Haşa! O, mahrum etmez yardımından isteyeni; Koğmaz konu komşuyu, soğuk karşılamaz kendine sığınanı Düşüncemi, şiirimi O’nu öğme yoluna koyduğum günden beri, O oldu benim için koruyucular koruyucusu, kurtarıcılar kurtarıcısı Lütfunu esirgemez en dar elden bile O. Çünkü: Yağmur ihmal etmez çiçeklerle süslemekte su tutmaz yalçın dağ uçlarını Gözüm yok, bu dünyanın parasında pulunda, zerresinde.Bu türlü zehirleri İki avucunu açıp toplar ancak, Herem’in öğücüsü şair Züheyr takımı. Ey insanların en iyisi!. En üstünü! Yalnız sana sığınılır, Herkes için geçerli, kimsenin kurtulamadığı vakit kapıyı çaldı mı Allah’ın Resûlü, beni de bürümeye, örtmeğe yeter kurtaran örtün Göründüğü o gün, öç alan adıyla Yaratıcı Bu dünya ve öte dünya, senin bağış bolluğundan örnekler; Levh ve kalem bilgisinin bilgindedir kaynağı Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı Nefsim! Düşme umutsuzluğa büyük günah işlemişlik yüzünden Mutlak bağışlayan yanında, değil büyüğü küçüğünden farklı Günahların büyüklüğüne göre gelir, o ne kadar büyükse o daha da büyük olur, Umulur ki, dağıtılırken kullara Yaratanın acıyışı Rabbim! Yalvarışlarımı döndürüp çevirme bana geri; Rahmetinden elverir bir rakam eklemeden, kapama hesabımı. Rabbim! Bu kuluna yardım et, bu dünya ve öte dünyada. Korkulu olaylar ve durumlarda yok bir parçacık olsun dayanıklığı Rabbim! İzin ver çözülsün ebedî salavat bulutları bir kez daha Boşansın Resûl üstüne sel sel, sicim sicim “Selam! Selam” yağmurları Ailesi üstüne, arkadaşları ve bağlıları üstüne bir kez daha. Yaşasın bir kez daha, o sana en yakın, eli açık, gönlü ipekten yumuşak, içleri pırıl pırıl yolunun uluları Ban ağacının yaprağını, göğdesini titrettikçe tiril tiril Bad-ı Sâba, Kızgın çöllerde ürpettiği sürece develeri devecinin şarkıları Çeviri : Sezai Karakoç Kâ’b bin Züheyr, büyük bir şâirdi. Babası Züheyr, sayılı Arap edip ve şâirleri arasında yer alırdı. İki oğlu Kâ’b ile Büceyr’i de kendisi gibi edip ve şâir yetiştirmişti. Şâir Züheyr bin Ebî Sülmâ, ehli kitap kimselerin sohbetine devam ederken, âhirzamanda bir peygamberin geleceğini onlardan işitmişti. Bir gece rüyâsında gökten bir ip uzatıldığını, ipe tutunmak için elini uzattığı halde, onu tutamadığını görmüştü. Bu rüyâsını, ahirzamanda gelecek olan peygambere kendisinin yetişemeyeceğine yormuştu. Bu sebeple vefatından önce oğullarına, “Gelecek olan peygambere iman ediniz!” diye vasiyette bulunmuştu.699 Kur’an’ın fesahat ve belagatı karşısında gözleri kamaşan bir çok kuvvetli edip, şâir ve hatip, İslâmiyetle müşerref olmuştu. Bununla beraber, şirkte direnen, Peygamberimizle Müslümanlara karşı besledikleri kin ve düşmanlığı şiir ve hitabeleriyle dile getirmekten geri durmayanlar da vardı. Kâ’b bin Züheyr bunlardan biri idi. Babasının ölümü üzerine, şöhretine kendisi vâris olmuştu. Kardeşi Büceyr, Resûl-i Ekrem safında yer almışken, Kâ’b bir türlü şirkten vazgeçmiyordu. Zaman zaman yazdığı şiirleriyle Efendimizi ve Müslümanları hicvederek, onları üzüyordu. Bir gün yine kardeşi Büceyr’e Müslüman olmasından dolayı duyduğu kin ve kızgınlıkla inkâr saçan bir şiir yazıp göndermişti. Büceyr (r.a.), şiiri Peygamber Efendimize okuyunca, son derece müteessir oldular. Kâ’b’ın şiirleriyle Müslümanlara hakareti artık tahammül sınırını aşmıştı. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Ashabına şu emri verdi: “Kim Kâ’b bin Züheyr’e rastgelirse, onu öldürsün! Kanı şu andan itibaren mübah kılınmıştır.”670 Bu müsaadenin verilmesinden sonra, Kâ’b’ın uğrayacağı âkıbet şüphesiz dehşetli olacaktı. Bunu düşünen kardeşi Büceyr, son bir defa kendisini ikaz edip nasihatta bulunmak üzere bir mektup yazdı. bundan kurtulabilmenin tek çaresinin de ancak, Hz. Resûlullaha gelip af dilemek olduğunu bildirdi.671 Mektubu alan Kâ’b, yerinde duramaz bir hale gelmişti. Âdeta kocaman yeryüzü kendisine dar gelmeye başlamıştı. Her an son nefesini verecekmiş gibi ecel teri döküyordu. Aleyhinde verilen bu karar üzerine, kurtulamayacağını anlamıştı. İki şeyden birini tercih etmek zorundaydı: Ya şirkte devam edecek ve ele geçmemek için köşe bucak kaçacaktı, veyahut Hz. Resûlullahın huzuruna çıkarak sadakât elini uzatıp, o âna kadar yaptıklarından pişmanlık duyduğunu itiraf edecek ve af dileyecekti. Ka’b akıllı davranıp ikinci yolu tercih etti. Zaten kardeşinden mektup gelir gelmez de, iç âlemini bir pişmanlık duygusu kaplamıştı. Uzun mesafeyi kısa zamanda katedip Medine’ye gelen Ka’b, Resûl-i Ekremin huzuruna çıktı. Peygamberimiz, onu şahsen tanımıyordu. Kâ’b, bu durumu akıllıca kullandı. Peygamber Efendimizin, huzurunda diz çöküp mübârek elini tuttuktan sonra zekice şöyle bir teklifte bulundu: “Kâ’b bin Züheyr, tevbe etmiş ve Müslüman olarak huzuru saadetinize gelmek istiyor. Ben, onu size getirsem, ona emân verir, tevbesini ve Müslümanlığını kabul eder misiniz? “Kâ’b, şiirleriyle Müslümanları üzmekten vazgeçer ve bundan pişmanlık duyup Müslüman olursa artık Resûl-i Kibriyâ ile arasında bir mesele kalmamış demekti. Nitekim, Resûl-i Ekrem bu teklife, “Evet” cevabı vererek bu kanâatını izhar buyurdu. Bu cevap üzerine, Ka’b’ın mânâ âlemi birden bire parladı ve elini Hz. Resûlullahın elinden ayırmadan şehâdet getirdi: “Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka ilâh yoktur! Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed Allah’ın Resûlüdür.” Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.) ve etrafında bulunan Sahabîler bir anlık bir hayrete kapıldıktan sonra, Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Sen kimsin?” diye sordu. Kâ’b, “Ben, Kâ’b bin Züheyr’im Yâ ResûlAllah” diye cevap verdi. O sırada Ashabdan biri ortaya atıldı. “Yâ ResûlAllah! İzin ver de şu Allah düşmanının boynunu vurayım” dedi. Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Bırak onu! O, şu âna kadar içinde bulunduğu durumdan pişmanlık duymuş ve Hakka dönmüş olarak gelmiştir”672 buyurdu. Gönül ülkesi İslâmın manevî kılıcı ile fethedilen Ka’b hemen o anda Arap edebiyatında şaheser parçalar arasında yer alan “Banet Süâdü” isimli kasidesini Hz. Resûlullaha sundu. “Suad’ın ayrılığın yetmiyormuş gibi, iki taraf arasında söz taşıyanlar bana; ‘Ey Ebû Sülmâ’nın oğlu! Sen, artık kendini ölmüş bil’ dediler. “Kendilerine güvenip de başvurduğum her dost ise bana; ‘Seni oyalayıp teselli edemem, başının çaresine bak’ dedi. “Ben de, ‘Çekilin yolumdan’ dedim. Rahman’ın takdir ettiği her şey elbette olacaktır. “İnsanoğlunun mes’ud hayatı ne kadar uzun olursan olsun, mutlaka bir gün bir tabutta taşınacaktır. “Resûlullahın beni öldüreceğini haber aldım. “Resûlullahın yanında bağışlanmak en çok umulan şeydir. “Özür beyân ederek Allah Elçisinin yanına geldim. “Resûlullahın katında özür daima kabule şayandır. “Merhamet ve teenni ile muâmele et bana! “İçinde bir çok nasihat ve hükümler bulunan Kur’an hediyesini sana ihsan eden Allah, hidâyetini arttırsın! “Rakiplerimin dedikodusuyla beni muâheze etme! “Hakkımda bir çok dedikodular yapılmışsa da, ben pek o kadar suçlu değilimdir. “Ben şimdi öyle bir makamda bulunuyorum ki, burada gördüğüm ve işittiğim şeyleri bir fil görüp işitseydi, muhakkak titrerdi. “Burada, beni mutlak Allah’ın izniyle Peygamberin affına nâil olmak kurtarabilir. “Ben, Yüce Peygambere karşı hiçbir itirazda bulunmadan sağ elimi, onun adâletli eline uzatıyorum. “Şimdi, söz onun sözüdür “Şüphe yok ki, Resûlullah doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyrılmış keskin ve yalın kılıçlarından bir kılıçtır…”673 Ka’b, Resûl-i Ekrem ve Müslümanların kahramanlık ve yiğitliklerinden bahsederek kasidesine devam ediyordu. Kaside içinde bir beyt var ki, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ondan son derece memnun olmuştu. O “Tâc Beyit” şuydu: “Şüphe yok ki, Resûlullah doğru yolu gösteren bir nur, kötülükleri yok etmek için Allah’ın sıyrılmış keskin ve yalın kılıçlardan bir kılıçtır.” Bu beyti duyan Hz. Resûlullah, o anda üzerinde bulunan mübarek bürdesini [hırkasını] çıkarıp bu büyük şâire hediye ederek memnuniyeti yanında tebrik ve takdirlerini de izhar etti. Bundan sonra “Banet Süâdü” adlı kaside “Kaside-i Bürde” olarak anılmaya başlandı. Ka’b bin Züheyr, Hz. Resûlullahın bu hediyesi ile her zaman, her yerde iftihâr ederdi. Ömrünün sonuna kadar onu yanında muhafaza etti. Bir seferinde Hz. Muâviye, on bin dirhem vererek onu almak istemişti. Ka’b, “Resûlullahın hırkasını giymek hususunda kimseyi nefsime tercih etmem”674 diye cevap vermişti. Fakat Hz. Muaviye, Ka’b’ın vefatından sonra bu arzusuna nâil oldu. Mirasçılarına yirmi bin dirhem göndererek, Hz. Resûlullahın bu mübarek Hırka-i Saadetlerini kendilerinden aldı.675 Daha sonra bu mübârek hırka Emevilerden Abbasilere, onlardan da Yavuz Sultan Selim eliyle Osmanlılara geçti.676 Bugün, Hz. Resûlullahın bu mübarek hırkası “Mukaddes Emânetler” arasında Topkapı Sarayının “Hırka-i Saadet” dairesinde muhafaza altında bulunmaktadır.677 “Hırka-i Saadet; 1,24 metre boyunda geniş kollu olup siyah yünlü kumaştan yapılmıştır. “İçi, kaba dokunmuş krem renk yünlü kumaş kaplıdır. “Önünde, sağ tarafında 0,23 x 0,30 ebâdında bir parçası noksandır. Sağ kolunda da eksiklik vardır. Yer yer haraptır. “Hırka-i Saadet, müteaddit bohçalara sarılmış olduğu halde (0,57 x 0,45 x 0,21) ebâdında üstten açılır çifte kapaklı altın bir çekmece içindedir.* Bunun üzerinde, Sultan Aziz tarafından yaptırıldığı ve şefaat talebini havi uzunca bir kitabe de bulunmaktadır. “Bu çekmece Ayrıca bohçalar içinde olarak büyük bir altın sandukaya konulur. Bu da Sultan Aziz tarafından yaptırılmış olup üzerinde ‘Lâ ilâhe illAllah. Ve mâ erselnâke illâ rahmeten li’lâlemin. Lâ ilâhe illAllah el-Melikü’l-Bakkü’l-Mübîn Muhammedün Resûlullah Sadıku’l-Va’di’l-Emîn’ yazılıdır. “Dört ayaklı kâidesi de altın kaplamalıdır.”678 Topkapı Sarayı Müzesi sabık müdürü Tahsin Öz, daha sonra kitabında şu satırlara yer verir: “Saltanat devrinde, hükümdar, Ramazan’ın on beşinci günü, Topkapı Sarayına gelir. Hırka-i Saadet, merasimi mahsusa ile açılır ve başucunda bizzat hükümdar bulunduğu halde devlet ricali ve saray memurları tarafından ziyaret olunur ve destimaller hediye olunurdu. Bilâhare saray kadınları da ziyâret ederlerdi. “Hırka-i Saadetin başmuhafızı hükümdar olup, onun gaybubetinde bu vazife Tülbent Ağasına âittir. Hırka-i Saadet hademe teşkilâtı, Topkapı Sarayı müze haline intikal edinceye kadar (3 Nisan 1924) aynı gelenek ile devam etmiştir.”679 Hırka-i Saâdet (Bürde-i Saâdet) odasının temizliğine padişahlar da katılırmış. Peygamber efendimizin Kab bin Züheyr’e hediye ettiği Hırka-i Saadet, 495 yıldır Topkapı Sarayı’nda muhafaza ediliyor… Hırka-i Saadet odasının temizliğine padişahlar da katılırmış. Fatih Sultan Mehmet tarafından saray köşkü olarak yaptırılan, uzun yıllar Padişahların has oda olarak kullandıkları yer şimdi Kutsal Emanetler Bölümü… Yavuz Sultan Selim 1517’de Mısır seferinden, İstanbul’a getirdiği Hırka-i Saadet’in muhafaza edildiği mekân… Bu mekân aynı zamanda Yavuz Sultan Selim döneminde taht odası olarak da kullanılmış. Yavuz Sultan Selim bu odanın içinde bir nişi kapattırmış ve Hırka-i Saadet’in muhafazasına tahsis ettirmiş. Bu oda hep kutsal oda olmuş. Padişahlar savaşa gitmeden bu odada dua ederlermiş, Tahta oturma merasimlerinin ilk kısmını burada yaparlarmış, Oğullarının sünnetlerini, Kızlarının nikâhlarını burada yaptırırlarmış. Padişahlar kendi dönemlerinde Hırka-i Saadet için birbirinden kıymetli altın, Murassa değerli taşlarla bezeli som gümüşten muhafazalar yaptırmışlar. Bir haberdeki yazıyı aktarıyorum: Topkapı Sarayı Müzesi Kutsal Emanetler Bölüm Sorumlusu Sevgi Ağca, AA muhabirine verdiği bilgide: ”Ziyaretten önce padişahların katıldığı Pars denilen Hırka-i Saadet temizliği merasimi var. O merasimde, Hırka-i Saadet odası içindeki bütün kutsal emanetler padişahın da bizzat sırtında Revan köşküne taşınıyor. Sonra gümüş şebeke, çiniler, dolapların içleri gül sularıyla ve özel süngerlerle silinerek temizleniyor. Yine padişah da mutlaka bu temizliğe katılıyor. Şayet katılamazsa üst düzey devlet erkânından dininden emin olduğu kişileri kendi yerine vekil tayin ediyor. Katılamama sebebi de yataktan kalkamayacak kadar hasta olmak veya seferde olmak gibi sebepler. Onun dışında mutlaka iştirak ediyorlar.” Hırka-i Saâdet(Bürde-i Saâdet) Peygamberimiz’in şair Kâ’b Bin Züheyr’e hediye ettiği hırka… Kutsal Emanetlerarasında sayılıyor. Erkek kardeşi Büceyr’in Müslüman olmasından hoşnut kalmayan Kâ’b Bin Züheyr, Peygamberimizi ve İslam’ı hicveden şiirler yazdı. Mekke’nin Müslümanlar tarafından fethinin ardından, Kâ’b Bin Züheyriçin idam kararı alındı. Müslüman olan Kâ’b Bin Züheyr, daha önce yaptıklarından pişmanlık duyarak gizlice Medine’ye gitti, kendisini tanıtmadan Peygamberimizin huzuruna çıktı. Peygamberimiz tarafından affedileceğini öğrenince kendini tanıttı ve peygamberi öven ünlü şiiri Kaside-i Bürde’yi yazdı. Kaside’yi çok beğenen Peygamberimiz, sırtından hırkasını çıkararak Kâ’b Bin Züheyr’e hediye etti. Bu hırkayı Muaviye b. Ebi Süfyan satın almak istedi ve on bin dirhem teklif etti ama Kâ’b Bin Züheyronu satmaya razı olmadı. Ancak ölümünden sonra Muaviye yirmi bin dirhem karşılığında hırkayı satın aldı. Sırayla Emeviler’e ve Abbâsiler’e geçen hırka bir süre Mısır’da korundu ve Abbâsihalîfeleri tarafından bazı törenlerde giyildi. Fiziksel Özellikleri 1.24 m. boyunda geniş kollu ve siyaha çalan yünlü kumaştan yapılmıştır. İç kısmı, krem renkli yünden kaba bir kumaşla kaplıdır. Önünde sağ tarafında 23×30 cm. ebadında bir parçası noksandır. Sağ kolunda da eksiklikler olan hırka 57x45x21 cm. ebadında üsten açılan çifte kapaklı altın bir çekmece içinde, bohçalara sarılmış olarak muhafaza edilmektedir. 1962’den beri Topkapı Sarayı’nda halkın ziyaretine açıktır.(alıntı) Şair Ka’b bin Zuhair الشاعر كعب بن زهير RE: Kaside-i Bürde - Şair Ka’b bin Zuhair in Müslüman Olan Şiiri - Hamdullah - 11-21-2025 Birinci Bölüm: Allah’ın Rasülü’ne Aşık Olma Hususunda 1-‘’E min tezekküri cîrânin bi zî selemin Mezecte dem’an cerâ min mukletin bi demi’’ 1- ‘’ Ey benim dertli gönlüm ; Selem ağaçlarının süslediği vadideki komşuları hatırladığın için mi , gözlerinin ak ve karasından akan yaşı kan ile karıştırmaktasın.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi ( Ayrıca , bu üç beyit geyik derisinden bir tirşe üzerine yazılır ve öğrenim ve ezberleme güçlüğü çeken bir kimsenin sağ kolunun pazusuna bağlanırsa çok kısa bir süre içerisinde zekası ve öğrendiğini bir daha asla unutmaz. Bu hususta ayrıca tecrübe edilmiştir. Bir kimse Kaside-i Bürde’ yi şartlarınauygun yerine getirerek cuma geceleri akşam ve yatsı ezanları arasında okursa iman selameti ve dünya ve ahiret mutluluğu ile şereflenir. Bu husus ta güvenilir şarihlerce tesbit ve nakledilmiştir.) 2- ‘’Em hebbetir rîhu min tilkâi kazımetin Ve evmedal berku fiz zâlmai min idami ‘’ 2-‘’Yahut Medine tarafından (Allah Rasulü’nün tatlı kokusunu getirip sana koklatan)bir rüzgar estiği içinmi? (Böyle Allah Rasulü (s.a.v.)’ nün aşkı ve muhabbeti ile kendinden geçmiş olarak , kanlı yaşını tutamadan ağlıyorsun. ) Yoksa Allah Rasulü’ nün çoğu zaman vakitlerini geçirdiği Medine yakınındaki Izam dağından karanlık gecede çakan şimşek mi çakıp, Nübüvvet Nuru seni mestetti de böyle ağlamana sebep oldu ? ’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 3- ‘’ Fe mâ li ayneke in kultekfüfâ hemetâ Ve mâ li kalbike in kultestefik yehimi ’’ 3-‘’(Ey gönül),iki gözüne ne olduki;onlara “kendinizi tutun ağlamayın” dedikçe o iki göz daha çok kanlı yaş akıtıyorlar? Ve kalbine de ne oldu ki ; “sakin ol, kendine gel” desen de o aldırmayıp ölçüsüz sevgisi, hayranlığı ve delicesine aşk ve muhabbeti artıyor?’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 4- ‘’E yahsebüs sabbüennel hubbe münketimün Mâ beyne münsecimin minhü ve mudtarimi’’ 4-‘’Aşk ve muhabetten dolayı ağlayıp gözyaşı döken aşık, muhabbetin ondan akan gözyaşı ve muhabbetten tutuşup alevlenen kalp arasında gizli kalacağını mı zanneder?’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 5- ‘’Levlel hevâ lem türik dem’an alâ talelin Ve lâ erıgte li zikril bâni vel alemi’’ 5-‘’(Ey alemlerin sultanına aşık olan gönül! ) Niçin beyhude aşkını inkarda ısrar ediyorsun? Eğer sendeaşk ve muhabbet olmasaydı aşk ve muhabbet sebebiyle harabeye dönmüş yüzün ve vücudun üzerinde kanlı yaşdökmezdin. Ban denilen latif ağacı ve alem denilen Nur dağını hatırlayarak uykunu da terketmezdin.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 6- ‘’Fe keyfe tünkirü hubben ba’de mâ şehidet Bihî aleyke udûlüd dem’ı ves sekami ’’ 6-‘’(Ey gönül) aşk ve muhabbeti nasıl inkar edebilirsin? (Görmüyor musun?) gözyaşın ve aşk hastalığın gibi iki adil şahit aleyhinde şahitlik etmekteler.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 7- ‘’Ve esbetel vecdü hattay abratin vedanen Mislel behâri alâ haddeyke ve’l- anemi ’’ 7-‘’Gönlünde yanmakta olan aşk ateşi iki yanağının üzerinde biri kırmızı gül misali çizgiler çekmiş aşkını isbat etmektedir. Kırımızıgül, kanlı gözyaşının, sarıgül içinde yanan aşk ateşinin işaretleridir.Ey gönül! Yanağında böyle şahitlerin varken sen aşkını nasıl inkar edeceksin. ’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 8- ‘’Neam serâ tayfü men ehvâ fe errakanî Vel hubbü ya’terizul lezzâti bil elemi ” 8-‘’Evet artık inkar etmem mümkün olmadığı için itiraf ediyorum ki ; aşk ve muhabbeti gönlümde yerleşen Allah Rasulü (s.a.v.)’nün hayali bana gece geldi ve beni uykusuz bıraktı. Çünkü muhabbet dünya lezzetlerini elemle defedip yok eder. ‘’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi (Yine belirtildiği üzere bu kasidenin beş numaralı beyti islam harfleri ile ve birbirlerine bitiştirilmeden tek tek bir elma üzerine yazılır. Ve bu elma herhangi bir sebeple veya sebepsiz olarak bunalım içerisinde kıvranan bir kimseye yedirilirse o kimse yüve Allah’ın yardımı ile ve bu beytin ruhaniyeti hürmetine içine düştüğü bunalımdan kurtulur ve huzura kavuşur. ) 9- “ Yâ lâimî fil hevel uzriyyi ma’ziratenMinnî ileyke velev ensafte lem telümi ‘’ 9-‘’Ey Uzre kabilesinin aşkına benzer.Muhabbete mübtela olduğum için beni levm edip kınayan kimse tarafımdan sana bir özür beyan edeyim ki; eğer insaf etseydin(buhaklı özürümün karşısında) beni ayıplamaz ve kınamazdın.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 10- ‘’Adetke hâliye lâ sırrî bi müstetirin Anil vüşâti ve lâ dâî bi müntahisimi ‘’ 10- ‘’Artık halim sana ulaştı, durumumu biliyorsun, sırrım hasedçi ve gammaz kişilerden gizli olmadığı gibi derdim de kesilmiş olmayıp sonsuzdur.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 11- ‘’Mahadtenin nusha lâkin lestü esmauhû İnnel muhibbe ani’l uzzâli fî samemi ‘’ 11- ‘’Ey aşk hususunda beni ayıplayan kimse gerçisen bana doğru ve samimi nasihatta bulundun fakat ben aşk ve muhabbet neşesiyle sarhoş olduğum için o nasihatı kabul etmedim, işitmedimde söylenenleri. Çünkü aşk kendisini ta’n edenlerinde, nasihatte bulunanlarında sözlerini işitmez.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 12- ‘’İnnitte hemtü nasîhaş şeybi fî azelî Veşşeybü eba’dü fî nushin anit tühemi’’ 12- ‘’ Ey bana nasihatta bulunan nasihatını kabul etmeyişimden dolayı bana darılma.daha önce saçımın aklığının hal dili ile beni ayıplayan nasihatınıda töhmet sayıp kabul etmedim . Halbuki ihtiyarlık nasihat hususunda töhmetten en uzak kalan sadık bir uyarıcıdır.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi (Hatalarından dolayı tevbe etmek istediği halde bazı zaaflarını bırakamayan kimse onikinci beyit olan yukarıdaki beyitten itibaren yirmibeşinci beyitekadarki ondört beyti Cuma günü Cuma namazından sonra bir cam kabın üzerine yazar veya yazdırırve bu kabıniçerisi gül suyu katılmış su ile doldurulup bu su aynı gün yatsı namazının vaktine kadar günah zaafı olan kimseye içirilirse kendisine zaafına karşı koyma ve ondan tevbe etme cesareti gelir. O kimsenin suyu içtiği günü bol ibadet zikir ve tevbe ile geçirmesi tavsiye edilir.) İkinci Bölüm : Nefsin İsteklerinden Men Edilmesi 13- ‘’Fe inne emmârati bis sûi metteazat Min cehlihâ bi nezîriş şeybi vel herami.’’ 13-‘’Gerçektende her zaman fenalık ve günah emreden nefsim koyu bir cahil olması nedeni ile ölümün yaklaştığını hatırlatan saç ağarması ve ihtiyarlığın korkutmasındanda nasihat alıp uyanmamış ve kendine gelememiştir.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 14- ‘’Ve lâeaddet minel fî lil cemîli kırâ Dayfin elemme bi re`sî ğayra muhteşemi.” 14- ‘’Her zaman kötülük emreden benim nefsim tevbe ve salih amel benzeri ölüm misafirinin yemeği durumundaki güzel hazırlık işinden hiçbir şey yapmadı. O misafirde çekinmeyerek ansızın kendisine tazim göstermeme fırsat vermeden gelip başıma kondu.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 15- ‘’Lev küntü a’lemü ennî mâu vakkıruhû Ketemtü sırran bedâlî minhü bil ketimi ’’ 15-‘’Eğer ben nefsimin beni yeneceğini ve ihtiyarlıkta gelen misafirimi ağırlayamayacağımı bilseydim beni eleveren ak saçlılık ve ihtiyarlık sırlarımı keten denilen boya ile kapatır gizlerdim.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 16- ‘’Men lî bi raddi cimâhin min ğâvayeti hâ, Kemâ yüraddü cimâhül hayli bil lücümi.” 16-‘’Binicisini kendi istediği şekilde sevkeden azgın ve başı gemlenemeyen at gibi olan nefsi emmaremin azgın atların dizgin ve gemlerle döndürüldüğü gibi başına buyruk istediği gibi ve istediği tarafa giden nefis atımı salih ameller ve iyi huylar tarafına döndürmeyi benim için kim garanti edebilir.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 17- ‘’Felâ terum bil meâsi kesre şehvetihâ, İnnet taâme yukavvî şehveten nehimi.” 17- “Nefsi emmare ve onun isteklerinin günah ve kusurlaradevam ederek (doyurulup) kırılacağını ve yok olacağını umma , çünkü yemek obur ve aç gözlülerin isteklerini çoğaltır ve kuvvetlendirir. (Günaha devam etmekte aynen bunun gibidir. Günaha devam ettikçe nefsin ve şehvetin günah işleme isteğini kuvvetlendirmekten başka bir işe yaramaz.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 18- “Ven nefsü ket tıfli in tühmilhü şebbe alâ Hubbir radâi ve in teftımhü yenfetımi.” 18- “Nefis ilk baştan süt emen çocuk gibidir. Onun kendi haline bırakırsan süt emme isteği ve sevgisi gençleşip tazelenir. Onu sütten kesip alıştırırsan o da emmeyi bırakıp kesilmiş olur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 19- “ Fasrıf hevâha ve hâzir en tüvelli yehû İnnel hevâ mâ tüvellâ yusım ev yusmi.” 19-“Ey nefsini terbiye etmek istek ve kararında olan kimse! Onu isteklerinden vazgeçir ve sana hükmetmesinden sakın. Çünkü, nefsin istekleri neyi hedefler ve hakim olursa onu ya helak veya rezil ve rüsvay eyler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 20- “Ve râıhâ vehiye fil a’mâli sâimetün Ve in hiyestahletil mer’â fe lâ tesümi.” 20- “Nefsin ibadetle meşgul olup salih amel işlerken de onu gözet ve kolla. Şayet yaylağını tatlı bulur, salih amelden zevklenir, kibir ve ucbe düşerse; terki caiz bir amel ise onu yaylağında yayılmaktan alı koy ve otlatma. Yani o ameli terk ederek ona hak ettiği cevabı ver.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 21- “Kem hassenet lezzeten lil mer’i kâtileten Min haysü lem yedri ennes semme fid desemi.” 21-“Nefis, çok kere insana öldürücü olan leş eti, tatlı ve güzel göstermiştir. Şöyle ki yağlı lokma içerisinde olan zehiri insan anlayamamıştır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 22- “Vahşed desâise min cûin ve min şebeın Fe rubbe mahmesatin şerrun minet tühami.” 22- “ (Ey gönül!) Gerek açlık, gerekse tokluk desiselerinden kork ve sakın. Ilımlı olmayı ve orta yolda bulunmayı bırakma. Özellikle de açlığı ve susuzluğu mutlak ibadet sanma, nice açlık vardır ki, tokluktan daha zararlıdır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 23- “ Vestefriğid dem’a min aynin kadimteleet Minel mehârimi velzem hımyeten nedemi.” 23- “Haramla dolmuş gözden yaşı boşalt ve pişmanlık perhizine yapış.” ( Bu beytin, 119 (yüz on dokuz ) defa okuyan kimsenin ZİHİN AÇIKLIĞI için çok önemli bir iksir olduğu, en zekasız bir kimsenin bile bundan sonra bir okuyuş veya dinleyişte istenilen bilgiyi ve ibareyi ezberleyebileceği ve bir daha unutmayacağı defalarca denenmiş ve görülmüştür.) Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 24- “Ve hâlifin nefse veş şeytane va’sihimâ Ve in hümâ mehadâken nusha fettehimi.” 24- “(Ey gönül!) Nefis ve şeytana uyma ve ikisine de karşı gel. Eğer nefis ile şeytan sana sözederlerse sözlerini düşman sözleri olarak bil, yorumla.(Sakın ha onların öğütlerine güveneyim deme ve asla kabul etme!)” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi (Bu beyiti vird haline getirip devam eden kimseyi YÜCE ALLAH NEFİS VE ŞEYTANIN ŞERRİNDEN KORUR.) 25- “Ve lâ tütı’minhümâ hasmen ve lâ hakemen Fe ente ta’rifü keydel hasmı vel hakemi” 25- “(Ey insan!)Nefis ve şeytandan gerek hasım olarak, gerek hakem olarak gelen telkin ve iç dürtülerine uyayım deme. Çünkü sen hasmının ve hakeminin hilelerini bilirsin.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 26- “Estağfirullâhe min kavlin bi lâ amelin Lekad nesebtü bihî neslen li zî ukumi.” 26- “Amelsiz olan boş ve kuru sözlerden dolayı Yüce Allah’tan af ve mağfiret dilerim. Muhakkak ben amele yakın olmayan faydasız söz söylemekle nesil isnat ve isbat etmiş gibi oldum.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 27- “Emartükel hayra lâkin me’temartü bihî Ve mestekamtü fe mâ kavlî lekestekımi” 27- “Sana hayrı emrettim, fakat ben onu yapmadım ve söz ile icraatı birleştirip dürüst olmadım. Şu halde sana “İstikamet üzere ol” (Yani dosdoğru ol) sözümün faydası nedir?” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 28- “Ve lâ tezevettü kablel mevti nâfileten Ve lem üsalli sivâ fardın ve lem esumi” 28- “Ölüm gelmeden önce nafile ibadetlerden bir azık hazırlayamadım ve farzlardan başka namaz kılamadım, oruç tutamadım.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi Üçüncü Bölüm: Rasullullah(sav) Efendimize Övgü Hakkında 29- “Zalemtü sünnete men ahyaz zalâme ilâ Enişteket kademâhüd durra min veremi” 29- “Karanlık gecelerde uzun süre kıyamda durmak sebebiyle ayakları şişerek dayanamayacak hale gelinceye kadar ihya eden (ibadetle geçiren) alemlerin övünç kaynağı Rasulü zişan’ın sünnetine onu terk ederek zulmettim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi (ERKEN KALKMAK İÇİN ; İbrahim Bâcûrî (k.s.) Hazretleri diyor ki; 29. Beyitten itibaren 33. Beyte kadar ki bu beş beyiti, çok uykusu olup sabahları erkenden kalkma zorluğu çeken ve yaptığı ibadetlerden zevk alamayan, dünya sevgisini gönlünden bir türlü atamayan kimse bir kağıt üzerine yazıp veya yazdırıp yastığının altına koyar ve o yastık üzerine başını koyup uyursa bütün bu sıkıntılardan kurtulur.) (Yukarıda bahsi geçen beş beyitin bir şey üzerine yazılıp uykusuna çok düşkün bir kimse başının üzerine asılması, o kişinin uykusunun normale dönmesine ve sabahları erken uyanıp erkenden ibadetlerine ve işinin başına dönmesine yetmektedir.) 30- “Ve şedde min seğabin ahşâ ehu ve tavâ Tahtel hıcârati keşhan mütrafel edimi” 30- “O Allah Rasulü (s.a.v.) açlıktan dolayı karnına taş bağladı ve yanlarındaki Mübarek cildini taş altında toplayıp büktü.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 31- “Ve râvedethül cibâlüş şümmü min zehebin An nefsihî fe erâhâ eyyemâ şememi” 31- “Altından olan yüksek dağlar, onun varlığından şereflenmek ve değer görmek için Allah’ın Rasulüne gelip giderek kıymetli madenlerini arz eylediler. Fakat O Allah Rasulü onlara rağbet etmemekle daha yücelik gösterdi.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 32- “Ve ekkedet zühdetû fîhâ darûratühû İnned dârurate lâ ta’dü alel ısami” 32- “Rasulullah (s.a.v.)’in zahirde ihtiyaç içerisinde bulunması O’nun altından dağları reddetmesini kuvvetlendirip zühd ve takvasını takviye etti. Çünkü ihtiyaçlar, Peygamberlere mahsus sıfatlardan “İsmet” ve “İstikamete” galebe edemez.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 33- “Ve keyfe ted’û iled dünya darûratü men Levlâhü lem tahrucid dünyâ minel ademi” 33- “Bilinen dünyalıklar, Alemlerin Sultanı olan Allah Rasulü’nü dünya ve dünyalıklara meyil ve nuhabbete nasıl çağırır? O olmasaydı dünya yokluktan çıkıp var olmayacaktı.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 34- “Muhammedün seyyidül kevneyni ves sekaleyni Vel ferîkayni min urbin ve min acemi” 34- “Allah Rasulü Muhammed Aleyhisselam dünya ve ahiretin, ins ve cinnin, Arap ve Acemden oluşan iki fırkanın ve bütün varlıkların Seyyidi ve Efendisidir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 35- “Nebiyyünel âmirun nâhî felâ ehadün Eberra fî kavli lâ minhü ve lâ neami” 35- “Allah’ın Rasulü (s.a.v.) iyilikleri emir ve tavsiye edici, fenalıklardan da yasaklayıcı ve sakındırıcıdır. Evet ve hayır gibi emir ve yasakları bildirmekte ondan daha doğru ve gerçekçi kimse yoktur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 36- “Hüvel Habîbüllezi türca şefâatühû Li külli hevlin minel ehvâli muktehımi” 36- “O Allah’ın Rasulü, Yüce Allah’ın öyle bir sevgilisidir ki, hücum ve ihata eden her bir korku için O’nun şefaatı umulur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 37- “Deâ ilellâhi fel müstemsikûne bihî Müstemsikûne bi hablin ğayra münfesimi” 37- “O Allah’ın Rasulü (s.a.v.) insanları Yüce Allah’ın dinine davet eylemiştir. Onun dinine sarılanlar, kopmayan sağlam bir ipe yapışmışlardır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 38- “Fâkan nebiyyîne fî halkın ve fî hulükın Ve lem yüdânuhü fî ılmin ve lâ kerâmi” 38- “Bütün insanların ve cinnilerin Efendisi ve ulusu olan Hazreti Muhammed (s.a.v.) gerek şekil ve fiziki gürünüm gibi yaratılış ve gerekse ahlâki ve ruhi hususlarda diğer peygamberlerin tamamından üstündür. Diğer peygamberler, ilim ve keremde ona yaklaşamadılar.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 39- “Ve küllühüm min Râsulillâhi mütemisün Ğarfen minel bahri ev raşfen mined diyemi.” 39- “Peygamberlerin hepsi, Allah Rasulü’nün dergahında bir avuç, yahut hikmet ve fazilet yağmurlarından bir yudum su istemektedirler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 40- “Ve vâkıfûne ledeyhi ınde haddihim Min nuktatil ılmi ev min şekletil hikemi” 40- “Bütün peygamberler had ve merhametleri mevkinde durmuş (ve onun ilminden almışlardır ve bu aldıkları ise) onun ilminden bir nokta ve hikmetlerinden bir çizgiden ibarettir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 41- “Fe hüvellezi temme ma’nâhü ve sûratühû Sümmestafâhü habîben bâriün nesemi” 41- “O Allah Rasulü öyle bir zattır ki, içi ve dışı ile (maddesiyle ve manasıyla fizik görünümü ve manevi hayatıyla ) tam ve en mükemmel şekilde yaratılmış ve her şeyi yoktan var eden Yüce Rabbimiz O’nu Habibi olarak seçmiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 42- “Münezzehün an şerîkin fî mehâsinihî Fe cevherul husni fîhi ğayru münkasimi” 42- “Allah’ın Rasulü bütün güzelliklerden benzersizdir. Ondaki güzellik cevheri taksim olunmamış tam ve mükemmel bulunup hiçbir kimseye ondan nasip verilmemiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 43- “Da’meddeathün nasârâ fî nebiyyihim Vahküm bi mâ şi’te medhan fîhi vahtekemi” 43- “Hıristiyanların, kendi peygamberleri hakkında iddia ettikleri ilâhlık yakıştırmasını bırak da, bundan başka istediğin sıfatla Allah Rasulü’nü öv, hâkımâne hükümlerini ver. (Hangi sıfatlarla onu översen öv, yinede fazla bir şey söylemiş olmazsın.)” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 44- “ Vensüb ilâ zâtihâ mâ şi’te min şerafin Vensüb ilâ kadrihî mâ şi’te min ızami’’ 44- ‘’O Allah Rasulü’nün mübarek zâtına,şereften şandan dilediğin vasıfları ve övgüleri yakıştır ve yüce derecesine büyüklükten dilediğin mertebeyi nispet eyle.O’nu övebildiğin kadar öv.Yinede haddi aşmış olmazsın.’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 45- ‘’ Fe inne fadle Rasûlillâhi leyselehû Haddün fe yu’ribe anhü nâtıkun bi femi’’ 45- ‘’Yüce Allah’ın sevgili Rasulü Muhammed Mustafa (sav)’in faziletlerine sınır ve son yoktur ki konuşan ağız O’nun kemalat ve faziletlerini tarif edebilsin’’ Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 46- ‘’Lev nâsabet kadrahû âyâtühü ızâmen Ahyesmühû hıyne yüd’a dâriser rimemi.” 46-“Allah Rasulü’nün mucizeleri büyüklük bakımından Kadrü kıymetine uygun mertebede olsaydı , onun tertemiz adı anıldığın da tamamen çürümüş kemikleri diriltirdi.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ Habibik hayri’l –halkı küllihimi. 47-‘’Lem yemtahınnâ bî mâ ta’yel ukûlü bihi Hırsan aleynâ fe lem nerteb velem nehimi .” 47- “Peygamber efendimiz Aleyhisselâm, bizim hidâyet üzere bulunmamıza çok istekli olduğundan , akılların aciz ve hayretler içerisinde kalacağı zorluk teklifi ile bizi imtahan etmedi. Bizler de onun hak peygamber olduğunda asla şüphe etmedik ve o’na uymakta tereddüt göstermedik.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebeddâ Alâ habibike hayril – halkı küllihimi . 48- “A’yel verâ fehüm ma’nâhü leyse yürâ Lil kurbi vel bu’di minhü gayrü münfahımi,” 48- “Bütün yaratılmışlar O’nun manevi kemâlatını anlatmaktan âcizdir. Gerek yakınında ,gerekse uzağında bulunanlarda, O’nun manevi değeri idrak hususunda âcizlikten başka bir şey görülmez.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l –halkı küllihimi 49- “Keş şemsi tazheru lil ayneyni min buudin . Sağîret ve tükillüt tarfe min ümemi.” 49- “ Allah Rasulü’nün hakikati güneş gibidir ki uzattan göze küçük görünür , yakından bakınca ise gözü kamaştırır .Dolayısı ile yakından da uzaktan da O’nun hakikatını yani gerçek yüzünü tam idrak etmek mümkün olamaz.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 50-“ Fe keyfe yüdrikü fid dünya hakîketehû Kavmün niyâmün tesellev anhibül hulumû’’ 50- “Uyku halinde bulunup da O’nu rüyada görmekleteselli olup bununla yetinen bir kavim , dünyada Allah Rasulü’nün hakikatini nasıl idrak edip kavrayabilir Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 51- “Fe mebleğul ılmi fîhi ennehû beşerun Ve ennehû hayru halkıllâhi küllihimi” 51- “O Allah’ ın Rasulü hakkında yaratılanların bilgilerinin ulaştığı son nokta, O’ nun muhakkak bir insan olduğu ve yüce Allah’ın yarattığı bütün varlıkların hayırlısı bulunduğu hakikatıdır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 52-“Ve küllü âyin eter rusülül kirâmü bihâ Fe innemet tesalet min nûrihî bihimi.” 52-“Allah Rasulü’nün dışında kalan diğer bilimum peygamberlerin getirip gösterdikleri mucizeler, sadece Allah’ın Rasulü’nün mübarek nurundan onlara ulaşmıştır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 53-“Fe innehû şemsü fadlin hüm kevâkibühâ Yuzhime envârahâ lin nâsi fiz zulemi” 53-“Muhakkak ki Hazret-i Muhammed Aleyhisselâm bir fazilet güneşi, diğer peygamberler ise karanlıkta insanlara O güneşin ışığını aksettiren yıldızlardır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 54-“Ekrim bi halkı nebiyyin zânehû hulükun Bil husni müştemilin bil bişri müttesimi” 54- “Yüce Allah, O sevgili Habîbi’nin yaratılışını ne ulvi bir ikramla vücuda getirmiştir! Güzellikle bezenmiş güler yüzlülükle nişanlanmış ve böylece çok yüksek olan güzel ahlâk ve ebedi tertemiz olan zâtı varlığını süslemiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 55- “Kez zehri fî terafin vel bedri fî şerâfin Vel bahri fî keremin ved dehri fî himemi” 55- “O Peygamber-i Zişan Efendimiz yumuşak huyluluk ve nezâkette çiçek gibi, şan ve şerefte ayın ondördü gibi , kerem ve cömertlikte denizler kadar himmetlerinde ise zaman gibidir.(Sonsuz derecede himmet sahibidir.)” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 56- “Ke ennehû ve hüve ferdün fî celâletihî Fî askerin hıyne telkâhü ve fî haşemi” 56- “O Allah Rasulü her zaman celâlet ve heybette bulunduğundan , şayet yalnız halinde onunla karşılaşacak olsan, O’nu sanki muazzam bir asker birliği arasında ve bir alay hizmetkarlar içinde sanırdın.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 57- “Keennemel lü’lüül meknûnü fî sadefin Min ma’denî mantıkın minhü ve mübtesemin” 57- “Sedef içerisinde korunmakta olan inci , adeta Peygamber Efendimiz’in mübarek sözleri ve tebessümünün madenindendir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 58- “Lâ tıybe ya’dilü türben dumme a’zamehû Tûbâ li münteşikin minhü ve mültesimi” 58- “Peygamber Efendimiz ’ in mübarek kemiklerini kaplıyan toprağa muadil hiçbir güzel koku yoktur. Ne mutlu o toprağı koklayana ve öpene!.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 59- “Ebâne mevliduhû an tıybi unsurihî Yâ tıybe mübtedein minhü ve muhtetemi” 59- “Allah Rasulü’nün mayasının pak olması sebebiyle yüce Allah duğuşu sırasında O’na birçok harika göstermiştir.Ey akıl sahibleri! O Nebiyyi Zişan’ın hayatının ilk anından son demine kadar ki iyiliğe ve temizliğine dikkatle bakın ki,gerçeği görebilesiniz” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 60- “Yevmün teferrase fîhil fürsü ennehümü Kad ünzirû bi hulûlil bü’si ven nikami” 60- “Rasulü Ekrem Efendimizi’in dünyaya geldiği gün öyle muazzam bir gündür ki, kendilerini kuşatacak gam,keder v.b. azab ve sıkıntıların gelmesiyle korkutulduklarını gördükleri bazı olaylar sebebiyle akıllarını çalıştırıp o günün önemini anladılar.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 61-“Ve bâte iyvânü kisrâ ve hüve münsadiun Ke şemli eshâbi kisrâ ğayrâ mülteimi” 61- “Allah Rasulü’nün doğduğu gün, Kisrâ’nın bir daha toplanmaz dost ve askerleri dağıldığı gibi İran hükümdarı da sarayı yıkılmış olduğu halde geceledi” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 62- “Ven nâru hâmidatül enfâsi min esefin Aleyhi ven nehru sâhil ayni ves sedemi” 62- “Allah Rasulü’nün dünyaya gelmesi ve Kisrâ’nın sarayının yıkılmasının verdiği üzüntü üzerine ateşperestlerin yaktıkları ateş, nefesini kesip sönmüş ve faydalandıkları Fırat Nehri’de hüzün ve nedâmetinden mecrasını unutmuştur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 63- “Ve sâe sâvete en ğadat bu hayratühâ Ve rüdde vâridühâ bil ğayzı hıyne zamî.” 63- “Sava gölünün yere batması ile suyunun kuruması Sava şehri halkını ümidsiz ve kederli bıraktı;göle gitmiş olanlar susuz, öfkeli ve hiddetli bir şekilde ümidsiz olarak dönmüş oldular.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 64- “Ke enne bin nâri mâ bil mâ min belelin Huznen ve bil mâi mâ bin nâri min darami” 64- “Hüznünden ve gamından öyle bir hal meydana gelmiş ve ateş öyle bir sönmüştü ki, ateşte adeta suda bulunan rutubetten eser vardı.Ve su öyle kurumuştu ki sanki suda, ateşte bulunan hararetten eser vardı.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 65- “Vel cinnü tehtifü vel envârü sâtıatün Vel hakku yazheru min ma’nen ve min kelimi” 65- “Allah Rasulü’nün doğduğu gece cin tayfaları görünmeden Efendimiz’in dünyaya teşrifini müjdeleyen sesler çıkarıyor, Rasulullah’ın nurları alemi aydınlatıyor ve O’nun Peygamber olarak geliş hakikati manen ve lafzan açığa çıkıyordu.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 66- “Amû ve sammû fe ılânül beşâiri lem Tüsma ve bârikatül inzâri lem t’üşemi” 66- “Müşrikler, putperestler ve kafirler kör ve sağır hükmünde oldular da Allah Resulü’nün geldiği müjdesinin ilânı onlarca işitilmedi ve tehdit şimşekleri onlarca görülmedi. Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi. 67- “Min bâ’di mâ ahberal akvame kâhinühüm Bi enne dînehümül mu’vecce lem ye kumi” 67-“O müşrik, kafir ve putperest kavimlerin gaybden haber verdiklerini iddia eden kâhinleri, eğri,bozuk ve değiştirilmiş dinlerinin katiyyen devam edemeyeceğini haber verdikleri halde onlar yinede inkara devam ettiler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 68-“Ve ba’de mâ âyenû fil üfki min şühübin Münkaddaten Vefka mâ fil erdı min sanemi” 68- “Ve Efendimiz’in doğduğu gece ufukta şeytanların üzerine yıldızların atılmasını ve buna uyumlu şekilde gene o gece yeryüzünde bulunan putların yüzleri ezerine yıkılıp düştüklerini gördükleri hâlde yine o kafir ve putperestler sapıklık üzere kalıp hakikati görmediler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 69-“Hatta ğadâ antarîkıl vahyi münhezimi Mineş şeyâtıyni yakfâ isrâ münhezimi” 69- “Hatta şeytanlar vahiy yolu olan semadan öyle hezimete uğramış olarak gitti ki, şeytanlardan kaçan biri şaşırıp gideceği yeri bilemediğinden kaçan bir şeytanın izine tabi olmuştur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 70- “Ke ennehum heraben ebtâlü ebrehetin Ev askerun bil hasâ râhateyhi rumî” 70- “Şeytanlar semâdan öyle kaçtılar ki , güya onlar Ebrehe’nin kahramanları!!!Kaçarken gösterdikleri sürat ve telaş Allah Rasulü’nün iki avucundan atılan çakıl taşlarından perişan olup kaçan müşrik askerlerinin haline benziyordu. Onlarda kaçarak semayı terkettiler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 71- “Nebzen bihî bâ’de tesbîhin bi batnihimâ Nebzel müsebbihi min ahşâi mültekımi” 71- “Peygamber Efendimiz’in iki avucu içine aldığı taşlar tesbih ettikten sonra öyle bir atıldı ki, bu atılış tesbih edici Yunus aleyhisselâm’ın onu yutan balığın karnından atıldığı gibi oldu.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 72- “Câet li da’vetihil eşcâru sâcideten Temşî ileyhi alâ sâkın bi lâ kademi” 72- “Ağaçlar O Allah Rasulü’ne boyun eğerek ayaksız, kök ve dallarının üzerinde yürüyüp davetine geldiler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 73- “Ke ennemâ setarat setran limâ ketebet Fürûuhâ min bedîil hattı fil lekami” 73- “Allah Rasulü’nün huzuruna gelirken, ağaçların kökleri ve dallarının yol üzerinde yazdığı gayet güzel ve garip yazıyı süslemek için sanki düzgün çizgi ve satır çizmiş idi.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 74- “Mislül ğamâmeti ennâ sâra sâiraten Tekıyhi harra vatıysin lil hecîri hamî” 74- “O Allah Rasulü’nün huzuruna gelen ağaçlar, Allah’ın Rasulü nereye gitse ayrılmayıp onunla giden ve günün ortasında kızgın fırın gibi olan güneşin sıcaklığından onu koruyan bulut gibidir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 75- “Aksemtü bil kameril münşakkı inne lehû Min kalbihî nisbeten mebrûratel kasemi” 75- “Allah’ın Rasulü’nün işaretiyle yarılıp iki parça olan ayın Rabbına gerçek ve doğru yemin ile yemin ederim ki, o ayın melekler tarafından yarılmış olan Allah Rasulü’nün kalbine benzeyişi ve münasebeti vardır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 76- “Ve mâ havel ğâru min hayrin ve min keramin Ve küllü tarfin minel küffâri anhü amî” 76-“Allah Rasulü’nün mucizelerinden şunu hatırla ki, en güzel ahlâka sahip olan Rasulü Ekrem Efendimiz’i ve O’nun arkadaşı, kerem sahibi Hazret-i Ebu Bekr’i (r.a) mağara bir araya getirmiş ve kafrlerden hepsinin gözleri kör olup, mağaranın sakladığı o iki zatı görmemişlerdir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 77- “Fes sıdkı fil ğari ves sıddîku lem yerimâ Ve hüm yekûlûne mâ bil ğâri min erimi” 77- “Bütün davasında gerçek özelliklerinde pırıl pırıl Rasulü Ekrem Efendimiz Ebû Bekr’i Sıddık ile beraber mağarada birbirlerinden ayrılmadıkları halde düşmanları onları göremediler.Ve -Bu mağarada kimseler yok- dediler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 78- “Zannül hamâme ve zannül ankebûte alâ Hayril beriyyeti lem tensüc ve lem tehumi” 78- “Kafirler, güvercinlerin kısa zamanda kainatın efendisi Hz.Muhammed Aleyhisselam’ın bulunduğu mağara üzerine yuva ve yumurta yapıp dolaşmayacağını sandıkları gibi, örümceğinde az zamanda mağara üzerine ağ öremeyeceğini sandılar” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 79- “Vikâyetullâhi ağnet an müdâafetin Mined dürûı ve an âlin minel ütumi” 79- “Yüce Allah’ın sevgili Habibi’ni ve mağara dostu Hz.Ebu Bekir’i vikâye etmesi, kat kat zırhlardan ve yüksek kalelerden onları müstağni kılmış ve başka korunma şekline ihtiyaç bırakmamıştır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 80- “Mâ sâmaniyed dehru daymen vestecartü bihî İllâ ve niltü civâran minhü lem yüdami” 80- “Zamanın bana zulmetmesiyle O Allah Resulü’nün kuvvetli himayesine yaptığım ilticalarımda nail olmadığım iltica vuku bulmamıştır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 81- “Ve leltemestü ğıned dârayni min yedihî İllestelemtün nedâ min hayri müstelemi” 81- “Kendisinden iyilik görülenlerin en hayırlısı Allah Rasulü’nün elinden, dünya ve âhiret zenginliğini her ne zaman istemiş isem, O’ndan in’am ve ihsan almadığım istediğimi bulamadığım vaki değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 82-“ Lâ tünkirul vahye min rü’yahü inne lehû kalben izâ nâmetil aynâni lem yenemi” 82- “O Allah’ın Rasulü’ne rüyasında gelen vahyi, rüyada geldiğinden dolayı sakın inkar etme.O’nun öyle bir uyanık kalbi vardır ki, gözleri uyuduğu zaman O’nun kalbi yine uyanıktı ve etrafında olup bitenleri görür ve duyardı.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 83- “Fe zâke hıyne bülûğun min nübüvvetihî Fe leyse yünkeru fîhi hâlü muhtelemi” 83- “O rüyada meydana gelen vahiy Efendimiz’in nübüvvet mertebelerine ulaştığı zamanda idi.O durumda rüya gören hali inkar olunamaz.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 84- “Tebârekallâhü mâ vahyün bi müktesebin Ve lâ nebiyyün alâ ğaybin bi müttehimi” 84- “Yüce Allah’ın şanı ne büyüktür ki, vahiy hiçbir nebi için çalışmakla kazanılmamış, elde edilmemiştir.Gayp ile töhmetlenen, yani gaybtan haber verişlerinde yanılma ve hatası görülen hiçbir peygamber yoktur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 85- “Kem ebraet vasaben bil lemsi râhatühû Ve atlakat eriben min ribkatil limemi” 85- “Allah Rasulü çok kerre mübârek avucunu sadece hastaya sürmekle onu şifaya kavuşturmuş ve çok kerrede dertli ve muhtaçları cinnet hastalığından kurtarmıştır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 86- “Ve Ahyetis seneteş şehbae da’vetühû Hattâ haket ğurraten fil a’surid dühümi” 86- “Allah’ın Rasulü’nün duası kurak ve kıtlık senesini öyle ihya ettiki , o sene, diğer zamanlar içinde kara atın alnındaki beyaz nişana benzer en parlak sene oldu.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 87- “Bi ârıdın câde evhıltel bitâha bihâ Seyben minel yemmi ev seylen minet arimi” 87- “Efendimiz (s.a.v)’in duâsının kıtlık senesini ihya etmesi bir bulutun cömertçe bol yağmur yağdırması sebebiyle olmuştur.Bulut o dereceye kadar yağmur döktü ki, sen görseydin, geniş vadileri denizden kanallar yahut taşmakla Sebe’ beldesini harad eden Arim vadisinin seli sanırdın.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 88- “Da’nî ve vasfî âyâtin lehû zaherât Zuhûra nâril gırâ leylen alâ alemi” 88- “Allah’ın Rasulü’nün, gece yüksek dağlar üzerinde parlayıp her taraftan görülen ziyafet ateşi gibi aşikâr olan mucizelerini tarif ve vasfetmem için engel olma, beni halime bırak.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 89- “Feddürrü yezdâdü husnen ve hüve müntezamün Ve leyse yenkusu kadran ğayra müntezami” 89- “İnci muntazam olarak dizilmiş olursa güzelliği artar. Fakat haddi zatında kıymetli olduğundan, gayri muntazam olmakla da kadrü kıymeti eksilmez” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 90- “Fe mâ tetâvele âmâlül medîhi ilâ Mâ fîhi min keramil ahlâkı veş şiyemi” 90- “Allah’ın Rasulü’nü öven kimsenin, arzu ve emelinin, bütün güzel huylardan ve makbül adetlerden temayüz etmiş bulunan ve o zatı tam olarak anlatmaya uzanmasında ne fayda vardır ki, O’nu hakkıyla zaten övmek mümkün değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 91- “Ayâtü hakkın miner Rahmâni muhdesetün Kadîmetün sıfatül mavsûfi bil kıdemi” 91- “Allah’ın Resulü’nün mucizelerinden biri ve hatta en büyüğü, Rahman olan yüce Allah tarafından gönderilen hak ayetlerdir ki, lafız ve nuzülü itibariyle muhdes, mana itibariyle kadîmdir.Bu kıdem sıfatı ‘Kadîm’ sıfatıyla mavsuf olan yüce Allah’ın sıfatıdır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 92- “Lemm takterin bi zemânin ve hiye tuhbiruna Anil meâdi ve an âdin ve an iremi” 92- “Kur’an-ı Kerim’in manaları bize öldükten sonra dirilmekten, gelip geçmiş olan Ad kavminden ve İrem’den haber veriyor ki, bu haliyle bir zamana mukarin ve mahsus değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 93- “Dâmet ledeynâ fe fâkat külle mu’cizetin Minen nebiyyîne iz câet ve lem tedümi” 93- “Kur’an-ı Kerim kıyamete kadar tahrif olunmadan bizim yanımızda daima mahfuz bulunmakla diğer peygamberlerin bütün mucizelerinden üstün olmuştur.Çünkü o peygamberlerle gelen mucizeler, zamanlarına mahsus kalıp daimi olmamıştır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 94- “Muhâkkemetün fe mâ yübkıyne min şühebin Li zî şikâkın ve lâ yebğıyne min hâkemi” 94- “Kur’an-ı Kerim ayetlerinin hükümleri muhalif ve muarız olanlara şüphe bırakmayacak derecede kat’i ve bâkidir ve başka bir hakem ve delil aramayada muhtaç değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 95- “Mâ hûribet katta illâ âde min harabin A’del eâdî ileyhâ mülkıyes selemi” 95- “Kur’an-ı Kerim ayetlerine karşı katiyyen muaheze ve muaraza olunmamıştır ki, neticede düşmanların en şiddetlileri dahi teslimiyet ve inkıyad göstererek acziyyetlerinden dolayı davalarından dönmüş olmasınlar.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 96- “Raddet belâğatühâ da’vâ muârıdıhâ Raddel ğayûri yedel cânî anil hurami” 96- “Kur’an-ı Kerim’in feahat ve belagatı, muarrızının davasını, iffet sahibi olan erkeğin ailelerine uzanan cani eli men edişi gibi reddetmiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 97- “Le hâ meânin ke mevcil bahri fî mededin Ve fevka cevherihî fil husni vel kıyemi” 97- “Kur’an-ı Kerim ayetlerinin birbirini takviye hususunda deniz dalgaları gibi olan anlamları vardır.Ve hatta Kur’an’ın anlamları güzellik, kıymet ve değerde inci, elmas gibi deniz cevherinin üzerindedir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 98- “Fe lâ tüaddü ve lâ tuhsâ acâibühâ Ve lâ tüsâmü alel iksâri bis seemi” 98- “Kur’an-ı Kerim’in eşsizliği sayılmaz ve hesaba gelmez. Zapt ve kayda edilmez ve aynı zamanda çok tekrar edilip okınmakla usanç vermez ve bu yüzden terk edilmez.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 99- “Karrat, bihâ, aynü, kârîhâ, fe, kultü, lehû Le kad zaferte bi hablillâhi fa’tesımi” 99- “Kur’an-ı Kerim okuyanın gözleri onun ayetleriyle nurlandı. Ona -muhakkak sen en sağlam tutanak olan Allah kelamı ile muzaffer oldun. Artık bırakmayıp ona sımsıkı yapış- dedim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 100- “İn tetlühâ hıyfeten min harri nâri lezâ Etfâ’te harrâ lezâ min virdiheş şiyemi” 100- “Eğer Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini cehennemin şiddetli ateşinden korktuğundan dolayı okursan, okuduğun Kur’an’ın soğuk suyundan yardım görüp cehennem ateşini söndürürsün.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habibike hayri’l halkı küllihimi 101-“Ke ennehel havzu tebyazzul vücûhü bihî Minel usâtı ve kad câühû kel humemi.” 101-“Kur’anı Kerim’in ayetleri,Kevser Havzı gibidir.Şöyle ki: Mahşer de simsiyah kömür gibi gelen asilerin yüzleri o Kevser Havzı ile beyazlaşıp parladığı gibi, Kur’an-ı Kerim de onu okuyana şefaatçı olur ve yüzünü nûrlandırıp parlatır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ Habibike hayr’il-halkı küllihimi. 102-“Ve kes sırâtı ve kel mîzâni ma’dileten Fel kıstu min ğayrihâ Gin nâsilen yekumi.” 102-“Kur’an-ı Kerim ayetleri,doğruluk ve düzgünlükten bakımından Sırat-ı Müstakim gibi adalet bakımından da hassas bir terazi gibidir. İnsanlar arasında o Kur’an ayetlerinden başka hiçbir adalet kaim ve baki olamaz ve tahakkuk edemez.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ Habibike hayr’il-halkı küllihimi 103-“Lâ’ta’ceben li hasûdin râha yünkiruha Tecâhülen ve hüve aynül hâzikıl fehimi.” 103-“Ey inanan insan ! Kur’an-ı Kerim’i iyi ve maharetle anladığı halde ,bilmezlikten ve anlamazlıktan gelerek Onu inkar edip giden hasedçinin bu haline sakın şaşma(Ona inanmak,çok üstün bir meziyettir).” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ Habîbike hayr’il-halkı küllihimi. 104-“Kad tünkirul aynü dav’eş şemsinin ramedin Ve yünkirul femü ta’mel mâi min sekami.” 104-“Göz hastalıktan dolayı bazen güneşin ışığını inkâr edip görmez ve ağız da hastalıktan dolayı suyun tadını inkar edip anlamaz.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 105-“Yâ hayra men yemmemel,âfûne ,sahâtehû Sa’yen ve fevka mütûnil eynükir rusümi.” 105-“Ey gerek süratle yürüyerek ve gerek süratle yürüdüğü için iz bırakan develerin üzerinde olarak gelen muhtaçların ve hizmetine koşan taliblerin,evinin etrafı ve kapısının önüne iltica ettikleri kimselerin hayırlısı olan(Allah Rasulü !)” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 106-“Ve men hüvel âyetül kübrâli mu’tebirin Ve men hüven nı’metül uzmâli muğtenimi.” 106-“Ve ey karini, kıymetini bilen, Sana itibar edenler için, Yüce Allah’ın kudret eserlerinden en büyüğü ve yaratılmışların en üstünü olan (Yüce Peygamber ) Ey varlığını en büyük nimet bilip ganimet sayanlar için ilâhi ni’metlerin en üstünü (Olan Nebi ) !” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 107-“Serayte min Haraminleyken ilâ Harâmin Kemâ seral bedrü fî dâcin minez zulemi.” 107-“(Ey peygamberler şahı olan Allah Rasulü)! Sen,geceleyin,-karanlık gecede , onbeşindeki ayın karanlıklar arasından ışığını saçarak gittiği gibi-bir haremden,yani Kabe’den diğer hareme,yani Mescid-i Aksa’ya gitti.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 108-“Ve bette terkâ ilâ en nilte menzileten Min kâbe kavseyni lem tüdrek ve lem terumi.” 108-“(Ey alemlerin övüncü olan Allah Rasulü!) Sen Kâbe Kavseyn’den ,hiç kimse tarafından erişilmemiş ve talep de edilmemiş ulvi mertebelere geceleyin yükseldin.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 109-“Ve kaddemetke cemîul enbiyâi bihâ Ver rusülü takdîme mahdûmin alâ hademi.” 109-“Ey şan ve şeref sahibi ulu Peygamber ! bütün nebiler ve rasuller, ulaştığın o menzilde ( veya Mescid-i Aksa’da ) hizmet olunmaya layık efendinin hizmetçileri üzerine takdimi gibi, Seni takdimle öne geçirip imâm edindiler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 110-“Ve ente tahterikus seb’at tıbâka bihim Fî mevkibin künte fîhi sâhıbel alemi.” 110-“(Ey Allah’ın Rasulü ! Sen Mi’rac gecesi) büyük melek topluluğu içinde, o çok büyük alayın sancak sahibi olduğun halde yedi kat gökleri yararak ve her birinde peygamberlerden birine uğrayarak ileri geçtin.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 111-“Hattâ izâ lem teda’şe’ven li müstebikin Mined dünüvvi velâ li müstenimi.” 111-“Ey yüce Allah’ın Sevgili Habîbi! Sen Mi’rac gecesi öyle mertebeler yükseldin ki, Yüce Allah’a yaklaşmaya çalışan kimse için ulaşılacak başka bir mertebe ve nokta-i nihayet bırakmadın.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 112-“Hafadte külle makâmin bil izâfeti iz Nûdite bir ref’i mislel müfredil alemi.” 112-“(Ey alemlerin öğünç kaynağı olan Allah Rasulü !) Ulvi bir sancağın tek olarak yükseklere çıkarıldığı gibi, Sen de yükselmek için çağrıldığın ve Mi’rac’a da’vet edildiğin zaman, diğer bütün makamları kendine nispetle geride bıraktın.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 113-“Keymâ tefûzü bir vaslin eyyi müstetirin Anil uyûni ve sirrin eyye müktetemi.” 113-“( Ey şanlı Peygamber !) Sen, peygamberler ve melekler dahil, diğer bütün gözlerden tam olarak perdeli bulunan en büyük mertebelere ve tamamen gizlenmiş bulunan ilâhi sırlara ermede başarılı olmak için Mi’rac’a davet olundun.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 114-“Fehurte külle fihârin ğayra müşterakin Ve cüzte külle mekâmin ğayra mzüdehami.” 114-“(Ey Allah’ın Rasulü !) Sen,iftahar edilmeye layık olan bütün faziletleri kendinde topladın ve yüce mertebelere yükseldin. Ve sıkıntı çekmeksizin bütün makamları tek başına geçtin ve Makamı Mahmud’a eriştin.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 115-“Ve celle mikdârumâ vullite min rutebin Ve azze idrâkü mâûlite min niami.” 115-“(Ey Allah’ın Rasulü!) Rütbe olarak sana bahşolunan şefaat ve büyüklük mertebeleri öyle yüksek ve muazzam mertebelerdir ki, bunlara baktığında Sana verilen nimetlerin büyüklüğünü idrak etmek mümkün değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 116-“Büşrâlenâ ma’şeral İslâmi inne lenâ Minel ınâyeti ruknen ğayra münhedimi.” 116-“Ey mü’minler topluluğu ilâhi inayet ve ihsân olarak verilmiş sarsılmaz bir sütun gibi kıyamete kadar değişmeden baki kalacak İslâm Şeriatı vardır. Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 117-“Lemmâ deallahü dâıynâ li tâatihi Bi ekramir rusüli künnâ ekramel ümemi. 117-“Yüce Allah,O’nun itaat ve ibâdetine bizleri da’vet ve irşad eden Peygamber Efendimiz’i Rasullerin Ekrem’i (En üstünü ) ifadesiyle andığı için, bizler de ümmetlerin en şereflisi,en üstünü olduk.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 118-“Râat Kulûbel ıdâ enbâü bi’setihî Ke neb’etin eclefet ğuflen minel ğanemi” 118-“Allah Rasulü’nün peygamberliğine ait haberler, gafil bulunan bir koyun sürüsünü arslanın kükreyip korkutması gibi, düşmanlarında kalplerini korkuttu.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 119-“Mâ zâle yelkâhüm fî külli mu’terakin Hattâ hakev bil kanâ lahmen alâ vedami” 119-“Düşmanlar, sürgülenmek suretiyle kasapların et kütükleri ve çengelleri üzerinde kıyılmış etlere benzeyinceye kadar, Peygamber Efendimiz her savaş sırasında düşmanlara kavuşmak ve onlarla savaşmaktan vazgeçmemiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 120-“Veddül firâra fe kâdû yağbitûıne bihî Eşlâe şâlet meal ıkbâni ver ruhami” 120-“(İslam düşmanları savaş meydanlarından) kaçmayı öylesine arzuladılar ki, neredeyse, kartal ve karakuşlar tarafından meydanlardan kaldırılıp uçuşan laşe parçalarına gıpta ettiler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 121-“Temdıl leyâlî ve lâ yedrûne ıddetehâ Mâlem tekün min leyâlil eşhuril hurumi” 121-“Düşmanların şiddetli savaşlar yüzünden gece ve gündüzleri gelip geçerdi de savaşın haram olduğu bilinen dört aylar girmiş olmadıkça o günlerin sayısını ve hangi ayın geldiğini bilmezlerdi.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 122-“Ke ennemed dînü dayfün halle sâhate hüm Bi külli karmin ilâ rahmil îdâ karimi.” 122-“İslam dini ,adeta , Ashab-ı Kiram’ın her bir vasıtasıyla gelen ve onların etlerine karşı gayet iştahlı olan kartal ve kara kuş gibi, düşmanların ortasına inip konan misafire benziyordu.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 123-“Yecürru bahra hamîsin fevka sâhibatin Termî bi mevcin minel ebtâli mültetımi.” 123-“ Allah’ın Rasulü, dalgalar misali birbirini takip eden atlar üzerinde düşman üstüne sel gibi akan kahraman askerleri sevk ve idare ederdi.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 124-“Min külli müntedi bin lillâhi muhtesibin Yestû bi müste’silin lil küfri mustalimi.” 124-“Allah Rasulü’nün askerlere olan Ashab-ı Kiram ,her ilâhi daveti Allah rızası için kabul eden zümreden olup sadece ilâhi rızayı isteyen bir gurubu temsil etmektedir. Bunlar, küfür ve dalâleti kökünden söküp atacak, küfür ve dalâlet ehlini helâk edecek silahlarla hücum ve hamle ederler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 125-“Hattâ ğadet milletül İslâmi ve hiye bihim Min ba’di gurbetihâ mevsûleter rahimi .” 125-“Allah Rasulü’nün sahabeleri o kadar cihad etmiştir ki,işte bu kahramanların himmet ve gayretleriyle İslâm dini gariplik devrini aştıktan sonra kuvvetlenmeye başlamış ve istenilen başarıyı da elde etmiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 126-“Mekfûleten ebeden minhüm bi hayri ebin Ve ba’lin fe lem teytem ve lem teimi.” 126-“Yüce İslâm dini, O Ashab-ı Kiram’dan gelen hayırlı baba ve zevcelerin gayreti gibi kuvvetli yardım ile ebedi olarak düşmanların şerrinden mahfuz kalıp yetimlik ve dulluk çekmedi, sahipsiz kalmadı.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 127-“Hümül cibâlü fe sel anhüm müsâdimehüm Mâzâ raev minhüm fî külli müstademi.” 127-“O Ashab-ı Kiram kuvvet ve savaşa karşı dayanıklı olma bakımından dağlar gibidir. Onlardan müsademe eden kafirlerden sor, her müsademe ve savaş yerinde olanlardan ne kahramanlıklar görmüşlerdir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 128-“Ve sel Huneynen ve sel Bedran ve sel Uhuden Fusûle hatfin lehüm edhâ minel vehami.” 128-“İslâm düşmanlarının kahroldukları zamanı ve ne biçimde kahrolduklarını Huneyn deresine, Bedir ovasına ve Uhud dağına sor ki, o kahroluşlarının veba ve tâun illetiyle kahrolmaktan daha dehşetli ve şiddetli olduğunu sana anlatsınlar.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 129-“El musdıril biydı humran ba’de mâ veradet Minel ıdâ külle müsveddin minel lememi.” 129-“Beyaz kılıçlarını düşmanların kulaklarından sarkmış her bir siyah saçlarını yararak batırıp çıkardıktan sonra kırmızıya döndüren cengaver sahabeleri medhederim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 130-“Vel kâtibîne bi sümril hattı mâ terâket Aklâmühüm harfe cismin ğayra mün’acimi.” 130-“(Allah Rasulü’nün mücahid sahabelerini elbet överim.) Sanki onlar kara çizgili süngülerle yazı yazan katiplerdir. Öyle ki, onların süngü kalemleri düşman vücudunun harfini bile noktasız bırakmayıp, her tarafını yaraladılar.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 131-“Şâkis silâhı lehüm sîmâ tümeyyizühüm Vel verdü yemtâzü bis sîmâ mines selemi” 131-“Allah ve Rasulü’nün ashabı silâh ve techizatlı olarak heybet mükemmelliği ve şevket sahibidirler. Gül, kokusu ve güzelliği sebebiyle Selemden seçilip nasıl ayrılırsa, Ashab-ı Kiram’da güzel yüzleri, üstün vasıflerı ile diğer insanlardan temâyüz etmiş yüksek şahsiyetlerdir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 132-“Tühdî ileyke riyâhun nasri neşrahüm Fe tahsebüz zehra , fil ekmâmi külle kemî.” 132-“Yüce Allah’ın ashabı kirama ihsan buyurduğu yardım rüzgarı sana onların en güzel kokularını hediye eder. Sen de onlardan her bir mücahidi kılıflarında bulunan kokulu çiçek sanırsın. Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 133-“Keennehüm fî zuhûril hayli nebtü ruben Min şiddetil hazmi lâ min şiddetil huzumi.” 133-“Ashab-ı Kiram, düşman karşısında at üzerinde iken öylesin sebat kardırlarki yüksek tepelerde biten sabit otlar gibidirler. Bu sebatları, din hususundaki gayretleri ve kuvvetli inançlarından dolayı olup, kalanların sıkı olmasından değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 134-“Târet kulûbül ıda min be’sihim ferkan Femâ teferrake beynel behmi vel bühümi.” 134-“İslam mücahiderinin yiğitlik ve cesaretlerinden korkarak düşmanlarının kalbleri titredi ve akılları uçup gitti. Böylece kuzular gibi Mücahidleri ayıramaz oldular.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 135-“Ve men tekün bi rasûlillâhi nûsratühû İn telkahül üsdü fî âcâmihâ tecimi.” 135-“Her kime Yüce Allah’ın yardımı Allah Rasulü’nün inâyeti ile olmuşsa, meşe ve dağ çalılıklarında arslanlarla kırşılaşsa bile arslanlar ondan korkup sakin hale gelirler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 136-“Ve len terâ min veliyyin ğayra müntesırin Bihî velâ min adüvvin ğayra münfesimin.” 136-“Allah’ın Rasulü’nün dostlarından, Onun sebebiyle yardım bulmamış olan kimse göremezsin. Aynı zamanda Onun düşmanlarından da azab ve cezaya çarptırılmamış, bunun sıkıntısına düşmemiş kimse göremezsin. Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 137-“Ehalle ümmetehû fî hırzi milletini Kellysi halle meal eşbâli fî ecemi”. 137-“Arslan nasıl ki yavrularını orman içinde ağaçlar arasına yerleştirip korursa, Peygamber efendimizde (s.a.v) ümmetini İslâm Dini’nin hıfz ve sıyâhetine yerleştirmiş,dünyevi ve uhrevi felâketlerden korumuştur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 138-“Kem ceddelet kelimâtüllahi min cedelin Fîhi ve kem hassamel burhânu min hasımi.” 138-“Allah Rasulü’nün dini hususunda mücadeleye girişen nice düşman kişileri, Allah’ın Kelam-ı Kuran’ı Kerim yere sermiş mağlup etmiş kuvvetli düşmanlık ve hasımlığa sahip kişileri de onu mu’cizeleri nice defalar yıkmış ve pes ettirmiştir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 139-“Kefâke bil ılmi fil ümmiyyi mu’cizeten Fil câhiliyyeti vet te’dîbi fil yütümi.” 139-“Cahiliyet devrinde ümmi iken ilim ve Kemâl sahibi sana yeter. Yetim halinde iken terbiyleli ve güzel ahlâklı olması da yine mucize olarak sana yeter.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 140-“Hademtühû bi medîhin estekıylü bihî Zünûbe umrin medâ fiş şı’ri vel hıdemi.” 140-“Allah’ın Rasulü’ne bu kasidemle Medih ve senâda bulumak suretiyle hizmette bulundum. Bu medih ve senâ edişim dolayısı ile halka hizmetle geçen ömrümün günahlarına af istemekteyim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 141-“İz kalledâniye mâ tuhşâ avâkıbühû Ke ennenî bihimâ hedyün minen neami.” 141-“Zira, bu şiir uğraşması ve dünyaya hizmet sonuçlarından korkulur günah gerdanlığını boynuma taktı. Bunlarla beni, cinayet bedeli olarak hazırlanmış kurbanlık deve imişim gibi helâke hazırlıyor ve felâkete sürüklüyor.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 142-“Ata’tü ğayyes sıbâ fil hâletyni ve mâ Hassaltü illâ alel âsâmi ven nedemi.” 142-“Halka hizmet ve şiirle meşgul olduğum hallerimde çocukca ve cahilce sapıklıklara uydum, bu halde geçen ömrüm içinde günahlar kazanmak ve nadim olmaktan başka bir şey elde edemedim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 143-“Fe yâ hasârate nefsin fî ticaretihâ Lem teşterid dîne bid dünyâ velem tesümi.” 143-“Ey (okuyucu) , nefsimin ticaretindeki zararını ve aldanışı gel gör ki, dünyada da günahları terk ile ebedi saadeti temin edecek olan dini satın almıyor buna istekli dahi bulunmuyor.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 144-“Ve men yebı’âcilen minhü bi âcilihî Yebin lehül gabnü fî bey’ın ve fî selemi.” 144-“Her kim din husunda ahiretini dünya lezzetleri ile değiştirir, âhireti bırakıp sadece dünyayı alırsa, gerek peşin alış-verişte ve gerek ücretini peşin verip malını daha sonra alacağı selemde aldanmış olduğu o kimse için yakında aşikar olur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 145-“İn âti zenben fe mâ ahdî bi müntekazın Minen nebiyyi ve lâ hablî bi mün sarimi” 145-“Eğer ben günah ile gelsem dahi ve fam ve ahdim Fahr-i Kainat’tan bozulmuş, beni Allah Rasulü’ne bağlayan manevi ipim de kesilmiş değildir. Yine şefaatını ümid ederim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 146-“Fe inne lî zimmeten minhü bi tesmiyeti Muhammeden ve hüve evfel halkı biz zimeni” 146-“Zira alemlerin Fahri’nden benim için bir çeşit özel eman ve sıyanet vardır ki; o da ismimim Muhammed olmasıdır. O irfan hazinesi olan Efendimiz, Ahd ve ve fakarlıkta bütün insanların en vefalısıdır.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 147-“İn lem yekün fî meâdi âhızen bi yedî Fadlen ve illâ fe kul yâ zelletel kademi.” 147-“Kainatın Fahri Efendimiz Hazretleri, eğer ahirette fazl ve keremi ile benim elimden tutmaz ve şefaat etmez ise sen bana de ki: Ey ayağı kaymış biçare, neredesin ? Vay senin haline !” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 148-“Hâşâhü en yuhrimer râcî me mekârimehû Ev yercial câru minhü gayra muhterâmi.” 148-“Allah’ın Rasulü’nün , kendisinden medet umanlara lütfunu esirgediği görülmemiş , duyulmamıştır. O kimseyi dünyada mahrum bırakmadığı gibi, ahirette de mahrum bırakmadığı gibi, ahirette de mahrum bırakmaz. Kendisinden şefaat talebinde bulunan kimseyi karşılıksız ve mahrum bırakması mümkün değildir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 149-“Ve münzü el zemtü efkâri medâyıhahû Vecedtühü lî halâsî hayra mültezimi .” 149-“Fikirlerimi Allah’ın Rasulü’nün övgüsüne tahsis ettiğim zamandan beri, bütün kötü hallerden kurtulmam için lüzumlu olanların en hayırlısını buldum ve bana şefaat edeceğine kesinlikle inanıyorum.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 150-“Ve len yefûtel gınâ minhü yeden teribet İnnel hayâ yünbitül ezhâre fil ekemi.” 150-“Allah’ın Rasulün’den görülecek imdat ve şefaat, muhtaç olan eli unutmaz ve boş bırakmaz. Nitekim suların toplanmadığı yüksek yerlerdeki çiçek ve otlarıda muhakkak yağmur bitirip vücuda getirir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 151-“Ve lem ürid zehrated dünyelletik telafet Yedâ züheyrin bi mâ esnâ alâ herimi.” 151-“Herem b. Hayyam isimli Arap beyini medhetmekle şair Züheyr’in iki elinde topladığı dünya zinetini ben istemedim.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 152-“Yâ ekramel halkı mâ li men elûzü bihî Sıvâke ınde hulûlil hâdisil amemi.” 152-“Ey yaratılmışların en şereflisi olan Allah Rasulü ! herkes için muhakkak olan hâdise ve felâket yani ölüm ve kıyamet meydana geldiği zaman benim için kendisine iltica edeceğim. Senden başka kimse yoktur.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 153-“Velen yedika Rasülellâhi cahüke bi İzil Kerîmü tecellâ bismi müntekımi.” 153-“Kerim olan Yüce Allah’ın “Müntakim” ismiyle tecelli ettiği ve günah sahiblerini cezalandıracağı zaman bana şefaat etsen, benim sebebimle senin ulvi makam ve merteben dar olmaz, ve Ona bir noksanlık getirmez.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 154-“Fe in min cûdiked dünya ve Darratehâ Ve min ulûmike ılmül levhı vel kalemi.” 154-“Allah’ın Rasulü ! bana şefaat etmekle mertebene noksanlık gelmez. Çünkü dünya ve onun zıddı olan ahiret senin cömertliğin ve ihsanındadır. Levh-i Mahfuz’un ve Kalem’in Yazdığı ilim de senin ilimlerinden dir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 155-“Yâ nefsü lâ teknati min zelletin azumet İnnle kebâire fi ğufrani kel lememi.” 155-“Ey nefsim ! işlediğin büyük günahlar yüzünden dolayı Allah’ın rahmetinden ümidini kesme. Çünkü O’nun mağfireti yanında büyük günahların affı küçük günahlar gibidir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 156-“Lealle rahmete Rabbi hıyne yaksimühâ Te’ti alâ hasebil ısyâni fil kısemi.” 156-“Yüce Allah Rahmetini Taksim Ederken umarım ki , bu Taksim de Rahmet günah miktarınca gelir.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 157-“Yâ Rabbi vec’al recâi ğayra mün’akisin Ledeyke vec’al hısâbî ğayra münhazimi.” 157-“Ey benim Yüceler Yücesi Rabbim! Benim Ümmedimi, Yüce Katında tersine dönmemiş geçerli ümidlerden eyle. Ve mağfiret ümidimin aksi ile beni mey’us eyleme. Hesabımı da Hüzn-ü Zannım üzerine Çıkarıp kesilmemiş Kıl.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 158-“Veltuf bi abdike fid dâreyni inne lehû Sabran metâ ted’uhü ehvâlü yenhezimi.” 158-“ Ey yüceler Yücesi Allah’ım ! her ne kadar o kulun da, musibetler gelip tahammül etmeye çağırdığı zaman mağlup olarak kaçıp giderecek derecede zayıf bir sabır varsa da, senin kulunda, yani ben biçareye iki dünyada (dünya ve ahirette ) yine de lütfunla muamele eyle.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 159-“Ve’zenli subhi salâtin minke dâimetin Alen Nebiyyi bi münhel in ve münsecimi.” 159-“İlâhi, Senin tarafı ilâhiyyenden sâdır olan salât bulutlarına izin ver ve emrü ferman buyur ki , Salâvat-ı şerifeyi Rasulü Ekrem’in Ravzâ-i Mutahharesi üzerine daima akıtarak cereyan edip dursunlar.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hayri’l-halkı küllihimi 160-“Vel âli sahbi sümmet tâbiîne lehüm Ehlet tükâ ven nükâ vel hılmi vel kerami.” 160-“Allah’ın Rasulü’nün Ehl-i beyti, ashabı ve bunlara uyan tabiinlerin de üzerlerine Salavat-Şerifler daim olsun. Bunlardan her biri takva, nezâfet, hilim ve Kerem sahibidirler.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 161-“Mâ rannehat azâbâtil bâni rıyhu sabâ Ve etrabel îse hâdil bin neğami 161-“Saba rüzgarı ban denilen ağacın dallarını kımıldattığı ve deve çobanları türlü nağmelerle develeri sevk ve raksa getirdiği müddetçe (senin, ashabının ve daha sonra gelip senin yolunda olanların cümlesinin üzerine salât ve Selâm Olsun.)” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi 162-“Yâ Rabbi salli ve sellim dâimen Ebedâ Alâ habîbike hayril halkı küllihimi.” 162-“Ey Benim Yüceler Yücesi Allah’ım! Bütün yaratılanların hayırlısı olan Sevgili Habibi’nin üzerine Sen Salât ve Selâm Eyle.( Çünkü, onun yüce katındaki sevgisini derecesini hakkıyla bilen ve Selamlayarak O’nun hakkını hakkıyla verecek olan ancak Sensin.” Mevlâye salli ve sellim dâimen ebedâ Alâ habîbike hay’ril-halkı küllihimi |