"AZÎZ VE İNTİKAM SAHİBİ OLAN ALLAH"
13.01.2012 Cuma
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir." (Mâide Suresi, 40)
"Onların (peygamberlerin) izleri üzere, Meryem oğlu Îsâ'yı, kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayan, doğru yola ileten ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberi ve öğüt olan İncil'i verdik." (Mâide Suresi, 46)
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ sâhibi'r-rıdâ.
Allahümme salli alâ sâhibi't-tayri min tîn.
Allahümme salli alâ Îsâbni Meryem ve ümmi'l-enbiyâ Meryem.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Kur'ân Muhammedin Mustafâ.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-İncîl Îsâ.
Allahümme salli alâ sâhibi't-Tevrât Mûsâ.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Cumanız mübarek olsun.
Öncelikle, Cuma namazının farziyeti ve eda şartları üzerinde düşünelim. Cuma namazı, şartları oluştuğu yerde her akıllı, hür, mukim (yolcu olmayan) erkek Müslümana farz-ı ayndır. Bu şartlar arasında; namazın cemaatle ve hutbe ile kılınması, kılınacak yerin umuma açık olması ve yetkili bir imam tarafından kıldırılması gibi hususlar yer alır. İmamet, İslam devlet düzeni içinde bir sorumluluk ve ehliyet işidir. Cemaat ise, mezheplerin içtihatlarına göre belirli bir sayıdadır. Bu detaylar, ibadetlerimizin şuurlu ve kurallarına uygun olarak yerine getirilmesi için önem arz eder.
Bugünkü tefekkürümüz, "Azîz" ve "Züntikam" (İntikam Sahibi) esmâ-i hüsnâsı etrafında şekilleniyor. Allah (c.c.) mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibidir. O'nun gazabı da rahmeti de hikmet iledir. Mâide Suresi'nin 40. ayeti, bu hakikati net bir şekilde beyan eder: Mülk O'nundur, azap ve mağfiret de yalnız O'nun elindedir.
Kur'ân-ı Kerîm, bize peygamberler zinciri ve onlara indirilen kitaplar arasındaki uyumu ve birbirini tasdiki öğretir. Hz. Mûsâ'ya Tevrat, Hz. Îsâ'ya İncil, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Kur'ân indirilmiştir. Her bir kitap, bir öncekini tasdik eder, onun hükmünü kendi zamanına taşır ve insanlığa hidayet rehberi olur. Son ve evrensel kitap olan Kur'ân-ı Kerîm ise, hepsini kuşatır, nihai hükmü koyar ve onları muhafaza altına alır. Mâide Suresi'nin 44. ve 47. ayetleri, kendilerine kitap verilenlerin, o kitapların hükmüyle hükmetmeleri gerektiğini, aksi takdirde zalim ve fasık olacaklarını bildirir. Bu, hakikate teslimiyetin ve ilahi emirlere uymanın önemini gösterir.
Bu bağlamda, vahiy ve peygamberlik müessesesi, yalnızca bir inanç konusu değil, aynı zamanda hayatı düzenleyen, bela ve musibetlere karşı tedbirler sunan bir yol göstericiliktir. Hz. Yûsuf (a.s.)'ın Mısır'da kıtlığa karşı aldığı tedbirler, Allah'ın vahyiyle olmuş ve bir milleti felaketten kurtarmıştır. Peygamberlerin sünnetleri, sadece ibadet şekilleri değil, hayatın her alanına dair hikmetli prensiplerdir. Bu sünnetlere ittiba etmek, birey ve toplum olarak hem dünyevî hem de uhrevî sıkıntılara karşı en sağlam tedbiri almaktır.
"Allah Azîz'dir, intikam sahibidir." Bu, O'nun adaletinin ve kudretinin bir tecellisidir. Hakikati inkâr eden, peygamberlere ve onların getirdiği mesaja savaş açan, zalim ve mütecaviz kimseler, tarih boyunca ilahi adaletin tecellisine şahit olmuşlardır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de helakı, bu adaletin açık bir örneğidir. Bu, müminlere bir teselli ve güven, zalimlere ise bir uyarıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir: İslam, insanı geçmişinden temizler. Kim samimiyetle tövbe edip iman ederse, Allah'ın rahmeti ve mağfireti o kişiyi kuşatır.
Bu haftaki sünnetimize gelelim: Bazı peygamberlerin ve salih kulların, tevazu, zühd ve Allah'a yakınlık niyetiyle çıplak ayakla yürüdükleri rivayet edilir. Bu bir edep ve zühd halidir. Ancak, özellikle namaz gibi farz ibadetlerde mezheplerin belirlediği örtünme ve temizlik şartlarına riayet esastır. Örneğin Hanefî mezhebine göre namazda ayakların mest veya çorap ile örtülü olması caizdir. Bir sünneti yerine getirmek isterken, farzları ve diğer dinî hükümleri göz ardı etmemek gerekir. İbadetlerde esas olan, niyetin halisliği ve şeriat ölçülerine uygunluktur.
Cuma gününün ve 13 sayısının bazı kültürlerde farklı anlamlar yüklenmesi, biz Müslümanlar için asıl olanın, Allah'ın takdirine ve sünnetullah dediğimiz ilahi kanunlara iman etmek olduğunu hatırlatır. Her gün, her sayı Allah'ın yaratması ve takdiriyledir. Mümin, bâtıl inançlardan uzak, yalnızca Allah'a dayanır ve O'ndan yardım diler.
Dualarımız odur ki; Rabbimiz, Azîz ve Züntikam isimlerinin tecellilerinden muhafaza buyursun. Gazabından affına, kahırından lütfuna sığındırıp, bizi peygamberlerinin sünnetine sımsıkı sarılan, Kur'ân'la amel eden ve O'nun rızasını kazanmaya çalışan kullarından eylesin.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
13.01.2012 Cuma
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Bilmez misin ki, göklerin ve yerin hükümranlığı yalnızca Allah'ındır. O, dilediğine azap eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir." (Mâide Suresi, 40)
"Onların (peygamberlerin) izleri üzere, Meryem oğlu Îsâ'yı, kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayan, doğru yola ileten ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberi ve öğüt olan İncil'i verdik." (Mâide Suresi, 46)
Allahümme salli alâ Muhammedin Mustafâ sâhibi'r-rıdâ.
Allahümme salli alâ sâhibi't-tayri min tîn.
Allahümme salli alâ Îsâbni Meryem ve ümmi'l-enbiyâ Meryem.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Kur'ân Muhammedin Mustafâ.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-İncîl Îsâ.
Allahümme salli alâ sâhibi't-Tevrât Mûsâ.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Cumanız mübarek olsun.
Öncelikle, Cuma namazının farziyeti ve eda şartları üzerinde düşünelim. Cuma namazı, şartları oluştuğu yerde her akıllı, hür, mukim (yolcu olmayan) erkek Müslümana farz-ı ayndır. Bu şartlar arasında; namazın cemaatle ve hutbe ile kılınması, kılınacak yerin umuma açık olması ve yetkili bir imam tarafından kıldırılması gibi hususlar yer alır. İmamet, İslam devlet düzeni içinde bir sorumluluk ve ehliyet işidir. Cemaat ise, mezheplerin içtihatlarına göre belirli bir sayıdadır. Bu detaylar, ibadetlerimizin şuurlu ve kurallarına uygun olarak yerine getirilmesi için önem arz eder.
Bugünkü tefekkürümüz, "Azîz" ve "Züntikam" (İntikam Sahibi) esmâ-i hüsnâsı etrafında şekilleniyor. Allah (c.c.) mutlak güç, hüküm ve hikmet sahibidir. O'nun gazabı da rahmeti de hikmet iledir. Mâide Suresi'nin 40. ayeti, bu hakikati net bir şekilde beyan eder: Mülk O'nundur, azap ve mağfiret de yalnız O'nun elindedir.
Kur'ân-ı Kerîm, bize peygamberler zinciri ve onlara indirilen kitaplar arasındaki uyumu ve birbirini tasdiki öğretir. Hz. Mûsâ'ya Tevrat, Hz. Îsâ'ya İncil, Hz. Muhammed (s.a.v.)'e Kur'ân indirilmiştir. Her bir kitap, bir öncekini tasdik eder, onun hükmünü kendi zamanına taşır ve insanlığa hidayet rehberi olur. Son ve evrensel kitap olan Kur'ân-ı Kerîm ise, hepsini kuşatır, nihai hükmü koyar ve onları muhafaza altına alır. Mâide Suresi'nin 44. ve 47. ayetleri, kendilerine kitap verilenlerin, o kitapların hükmüyle hükmetmeleri gerektiğini, aksi takdirde zalim ve fasık olacaklarını bildirir. Bu, hakikate teslimiyetin ve ilahi emirlere uymanın önemini gösterir.
Bu bağlamda, vahiy ve peygamberlik müessesesi, yalnızca bir inanç konusu değil, aynı zamanda hayatı düzenleyen, bela ve musibetlere karşı tedbirler sunan bir yol göstericiliktir. Hz. Yûsuf (a.s.)'ın Mısır'da kıtlığa karşı aldığı tedbirler, Allah'ın vahyiyle olmuş ve bir milleti felaketten kurtarmıştır. Peygamberlerin sünnetleri, sadece ibadet şekilleri değil, hayatın her alanına dair hikmetli prensiplerdir. Bu sünnetlere ittiba etmek, birey ve toplum olarak hem dünyevî hem de uhrevî sıkıntılara karşı en sağlam tedbiri almaktır.
"Allah Azîz'dir, intikam sahibidir." Bu, O'nun adaletinin ve kudretinin bir tecellisidir. Hakikati inkâr eden, peygamberlere ve onların getirdiği mesaja savaş açan, zalim ve mütecaviz kimseler, tarih boyunca ilahi adaletin tecellisine şahit olmuşlardır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz'de helakı, bu adaletin açık bir örneğidir. Bu, müminlere bir teselli ve güven, zalimlere ise bir uyarıdır. Ancak şunu unutmamak gerekir: İslam, insanı geçmişinden temizler. Kim samimiyetle tövbe edip iman ederse, Allah'ın rahmeti ve mağfireti o kişiyi kuşatır.
Bu haftaki sünnetimize gelelim: Bazı peygamberlerin ve salih kulların, tevazu, zühd ve Allah'a yakınlık niyetiyle çıplak ayakla yürüdükleri rivayet edilir. Bu bir edep ve zühd halidir. Ancak, özellikle namaz gibi farz ibadetlerde mezheplerin belirlediği örtünme ve temizlik şartlarına riayet esastır. Örneğin Hanefî mezhebine göre namazda ayakların mest veya çorap ile örtülü olması caizdir. Bir sünneti yerine getirmek isterken, farzları ve diğer dinî hükümleri göz ardı etmemek gerekir. İbadetlerde esas olan, niyetin halisliği ve şeriat ölçülerine uygunluktur.
Cuma gününün ve 13 sayısının bazı kültürlerde farklı anlamlar yüklenmesi, biz Müslümanlar için asıl olanın, Allah'ın takdirine ve sünnetullah dediğimiz ilahi kanunlara iman etmek olduğunu hatırlatır. Her gün, her sayı Allah'ın yaratması ve takdiriyledir. Mümin, bâtıl inançlardan uzak, yalnızca Allah'a dayanır ve O'ndan yardım diler.
Dualarımız odur ki; Rabbimiz, Azîz ve Züntikam isimlerinin tecellilerinden muhafaza buyursun. Gazabından affına, kahırından lütfuna sığındırıp, bizi peygamberlerinin sünnetine sımsıkı sarılan, Kur'ân'la amel eden ve O'nun rızasını kazanmaya çalışan kullarından eylesin.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
