"İSRÂ VE MİRÂCIN SIRRI: YEDİ SAYISININ HİKMETİ"
20.01.2012 Cuma
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Kulu Muhammed'i bir gece, kendisine birtakım âyetlerimizi göstermek için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrâ Suresi, 1)
Allahümme salli alâ sâhibi'l-mi'râc.
Allahümme salli alâ sâhibi't-tâc.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Haceri'l-Muallak.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Burâk.
Allahümme salli alâ Sıddîkı'l-Ekber.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Kıbleteyn.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuk, İsrâ ve Mi'râc mucizesinin hikmet ve sırlarına doğru bir tefekkür yolculuğudur.
İnsanoğlunun tuttuğu yol, yaptığı iş, baktığı yer, duyduğu söz bazen istikametinden sapabilir, ters bir yöne gidebilir. Bu sapmaların düzeltilmesi için önce yönün, yani kalbin ve niyetin düzeltilmesi gerekir. İşte İsrâ ve Mi'râc, bu anlamda bir "düzeltme" ve "yükseltme" mucizesidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Hüzün Senesi" diye anılan, amcası Ebû Tâlib ile eşi Hz. Hatice (r.a.)'ın vefatı gibi büyük sıkıntıların ardından, Cenâb-ı Hakk'ın bir lütfu olarak önce Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, oradan da Sidretü'l-Müntehâ'ya yükseltilmiştir. Bu, O'nun ruhunun, sıkıntılardan arınıp ilahî huzura kabul edilişinin ve ümmetine getirdiği mesajın yüceliğinin bir işaretidir.
Bu mucizevi yolculuğun çizgisel seyri üzerinde tefekkür edildiğinde, derin bir hikmet göze çarpar. Mekke'den Kudüs'e olan yatay yolculuk (İsrâ) ve oradan semalara olan dikey yükseliş (Mi'râc), şekil olarak "7" rakamını hatırlatır. Arap rakamıyla "٧", Latin rakamıyla "7". Bu rakam, bir şeyi ters iken düzeltmenin, bir durumu ıslah etmenin de sembolüdür. Ters duran bir şeyi düzeltmek için yapılan hareket, adeta bu rakamın çizimi gibidir; bir dönüş ve yükselişi ifade eder.
Bu, bizim hayatımız için de bir örnektir. Bazen hayatımızda her şey ters gider, istikametimiz bozulur. İşte o zaman, Peygamber (s.a.v.)'in izinde, İsrâ ve Mi'râc'ın ruhuyla, önce yönümüzü (kıblemizi, niyetimizi) düzeltmeliyiz. Sonra da kalbimizi ve amellerimizi, dikey bir yükselişle Rabbimize doğru yöneltmeliyiz. Bu iki hareket, her tersliği düzeltecek bir ilahî formüldür.
Mi'râc, Hicret'ten bir buçuk yıl önce, Recep ayının 27. gecesinde vuku bulmuştur. Bu gece, sadece bir tarih değil, aynı zamanda insanlığın manevi kurtuluşu için yeni bir başlangıç, bir dönüm noktasıdır. Bu mucize, Peygamberimiz (s.a.v.)'e ve ümmetine, en zor anlarda dahi Allah'ın yardımının ve yükselişin mümkün olduğunu göstermiştir.
"Korku, kalp hastalıklarını giderir. Fakat sevgi, kalp hastalıkları ile birlikte küfrü de giderir." buyurulmuştur. İsrâ ve Mi'râc'ın temelinde de Allah'a olan sınırsız sevgi ve O'na kavuşma arzusu vardır. Bu sevgi, her türlü engeli aşar, her sıkıntıyı düzeltir.
Dualarımız o dur ki; Rabbimiz, hayatımızda ters giden her ne varsa, İsrâ ve Mi'râc'ın "yedi" sırrı hikmetiyle düzeltsin, istikametimizi salih ameller ve güzel ahlak üzere sabit kılsın. Bize, her işimizde bir "Mi'râc" edebilmeyi, yani maddî ve manevî bir yükselişi nasip etsin. Vefatımızda da, Habibi'nin (s.a.v.) şefaatine ve Livaü'l-Hamd sancağı altına nail eylesin.
Tâhâ Suresi'nin 61. ayet-i kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki: "Mûsâ onlara dedi ki: 'Yazıklar olsun size! Allah'a karşı yalan uydurmayın! Sonra (O) bir azap ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a karşı) yalan uyduran hüsrana uğramıştır.'"
Bu ikaz, her dönemde hakikati örtmeye, sihirli sözlerle, aldatıcı düzenlerle insanları yanıltmaya çalışanlara karşı bir uyarıdır. Hakikat, daima gâliptir. Batıl, ne kadar süslü ve güçlü görünürse görünsün, sonunda sönüp gidecektir.
Bu haftaki sünnetimize gelelim: Abdestte başın meshedilmesi farzdır. Mezhepler arasında bu farzın tatbik şekli farklılık arz eder. Örneğin Hanefî mezhebine göre başın dörtte birini meshetmek yeterlidir. Diğer mezheplerde ise farklı uygulamalar vardır. Bu farklılıklar, İslam'ın kolaylık dinî oluşunun ve herkesin haline uygun bir yol bulunduğunun göstergesidir. Her mümin, kendi mezhebine göre bu farzı yerine getirmelidir. Ancak, unutulan veya terk edilen bir sünnet varsa, onu öğrenmek ve hayata geçirmek büyük bir ecir sebebidir. İlmiyle amil olan alimlerden bu konuları öğrenmeye gayret edelim.
Sorumuza gelelim: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mi'râc'tan dönerken hangi yoldan inmiş ve nereye inmiştir? Bu soruyu, bir sonraki buluşmamıza kadar tefekkür edelim, kitaplarımıza müracaat edelim.
Rabbim, sevdiklerimizin, sevenlerimizin ve bütün müminlerin işlerini, Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ın İsrâ ve Mi'râc mucizesinin sırrı hürmetine yoluna koysun, düzeltsin ve yüceltsin.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
20.01.2012 Cuma
Eûzü billâhi mineşşeytânirracîm. Bismillâhirrahmânirrahîm.
"Kulu Muhammed'i bir gece, kendisine birtakım âyetlerimizi göstermek için, Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren Allah'ın şânı ne yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir." (İsrâ Suresi, 1)
Allahümme salli alâ sâhibi'l-mi'râc.
Allahümme salli alâ sâhibi't-tâc.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Haceri'l-Muallak.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Burâk.
Allahümme salli alâ Sıddîkı'l-Ekber.
Allahümme salli alâ sâhibi'l-Kıbleteyn.
Yolculuğumuza başlıyoruz. Bu yolculuk, İsrâ ve Mi'râc mucizesinin hikmet ve sırlarına doğru bir tefekkür yolculuğudur.
İnsanoğlunun tuttuğu yol, yaptığı iş, baktığı yer, duyduğu söz bazen istikametinden sapabilir, ters bir yöne gidebilir. Bu sapmaların düzeltilmesi için önce yönün, yani kalbin ve niyetin düzeltilmesi gerekir. İşte İsrâ ve Mi'râc, bu anlamda bir "düzeltme" ve "yükseltme" mucizesidir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Hüzün Senesi" diye anılan, amcası Ebû Tâlib ile eşi Hz. Hatice (r.a.)'ın vefatı gibi büyük sıkıntıların ardından, Cenâb-ı Hakk'ın bir lütfu olarak önce Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya, oradan da Sidretü'l-Müntehâ'ya yükseltilmiştir. Bu, O'nun ruhunun, sıkıntılardan arınıp ilahî huzura kabul edilişinin ve ümmetine getirdiği mesajın yüceliğinin bir işaretidir.
Bu mucizevi yolculuğun çizgisel seyri üzerinde tefekkür edildiğinde, derin bir hikmet göze çarpar. Mekke'den Kudüs'e olan yatay yolculuk (İsrâ) ve oradan semalara olan dikey yükseliş (Mi'râc), şekil olarak "7" rakamını hatırlatır. Arap rakamıyla "٧", Latin rakamıyla "7". Bu rakam, bir şeyi ters iken düzeltmenin, bir durumu ıslah etmenin de sembolüdür. Ters duran bir şeyi düzeltmek için yapılan hareket, adeta bu rakamın çizimi gibidir; bir dönüş ve yükselişi ifade eder.
Bu, bizim hayatımız için de bir örnektir. Bazen hayatımızda her şey ters gider, istikametimiz bozulur. İşte o zaman, Peygamber (s.a.v.)'in izinde, İsrâ ve Mi'râc'ın ruhuyla, önce yönümüzü (kıblemizi, niyetimizi) düzeltmeliyiz. Sonra da kalbimizi ve amellerimizi, dikey bir yükselişle Rabbimize doğru yöneltmeliyiz. Bu iki hareket, her tersliği düzeltecek bir ilahî formüldür.
Mi'râc, Hicret'ten bir buçuk yıl önce, Recep ayının 27. gecesinde vuku bulmuştur. Bu gece, sadece bir tarih değil, aynı zamanda insanlığın manevi kurtuluşu için yeni bir başlangıç, bir dönüm noktasıdır. Bu mucize, Peygamberimiz (s.a.v.)'e ve ümmetine, en zor anlarda dahi Allah'ın yardımının ve yükselişin mümkün olduğunu göstermiştir.
"Korku, kalp hastalıklarını giderir. Fakat sevgi, kalp hastalıkları ile birlikte küfrü de giderir." buyurulmuştur. İsrâ ve Mi'râc'ın temelinde de Allah'a olan sınırsız sevgi ve O'na kavuşma arzusu vardır. Bu sevgi, her türlü engeli aşar, her sıkıntıyı düzeltir.
Dualarımız o dur ki; Rabbimiz, hayatımızda ters giden her ne varsa, İsrâ ve Mi'râc'ın "yedi" sırrı hikmetiyle düzeltsin, istikametimizi salih ameller ve güzel ahlak üzere sabit kılsın. Bize, her işimizde bir "Mi'râc" edebilmeyi, yani maddî ve manevî bir yükselişi nasip etsin. Vefatımızda da, Habibi'nin (s.a.v.) şefaatine ve Livaü'l-Hamd sancağı altına nail eylesin.
Tâhâ Suresi'nin 61. ayet-i kerimesinde Rabbimiz buyuruyor ki: "Mûsâ onlara dedi ki: 'Yazıklar olsun size! Allah'a karşı yalan uydurmayın! Sonra (O) bir azap ile kökünüzü keser. Gerçekten (Allah'a karşı) yalan uyduran hüsrana uğramıştır.'"
Bu ikaz, her dönemde hakikati örtmeye, sihirli sözlerle, aldatıcı düzenlerle insanları yanıltmaya çalışanlara karşı bir uyarıdır. Hakikat, daima gâliptir. Batıl, ne kadar süslü ve güçlü görünürse görünsün, sonunda sönüp gidecektir.
Bu haftaki sünnetimize gelelim: Abdestte başın meshedilmesi farzdır. Mezhepler arasında bu farzın tatbik şekli farklılık arz eder. Örneğin Hanefî mezhebine göre başın dörtte birini meshetmek yeterlidir. Diğer mezheplerde ise farklı uygulamalar vardır. Bu farklılıklar, İslam'ın kolaylık dinî oluşunun ve herkesin haline uygun bir yol bulunduğunun göstergesidir. Her mümin, kendi mezhebine göre bu farzı yerine getirmelidir. Ancak, unutulan veya terk edilen bir sünnet varsa, onu öğrenmek ve hayata geçirmek büyük bir ecir sebebidir. İlmiyle amil olan alimlerden bu konuları öğrenmeye gayret edelim.
Sorumuza gelelim: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Mi'râc'tan dönerken hangi yoldan inmiş ve nereye inmiştir? Bu soruyu, bir sonraki buluşmamıza kadar tefekkür edelim, kitaplarımıza müracaat edelim.
Rabbim, sevdiklerimizin, sevenlerimizin ve bütün müminlerin işlerini, Habibi Muhammed Mustafa (s.a.v.)'ın İsrâ ve Mi'râc mucizesinin sırrı hürmetine yoluna koysun, düzeltsin ve yüceltsin.
Âmin. Velhamdülillahi Rabbi'l-âlemîn.
El-Fâtiha ve's-salavât.
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Original Kar©glan
Portal
Forum
Search
Community 
Forum Statistics
Forum Team
Calendar
Members
